1. Kuran Metodolojisi ve Tahrifat

İslam insanların istek ve arzularına tatminkar bir cevap ve çare takdim eden, vaadi ve sözü olan, insanların ihtiyaç ve insiyakları muvacehesinde realist bir tavır takınan ve her akla makul ve makbul olacağını iddia eden bir fikrî, zikrî, zihnî ve aklî bir sistem ortaya koyar. İnsanın fıtratı, yani yaratılış veya oluş şekli nasılsa kendi iddiasının da buna uygun ve müsait olduğunu söyler(rum, 30). Dünyanın insanın talep ve hayallerine cevap vermedeki kifayetsizliğine vurgu yapar(tevbe, 20; muminun, 111). Bu sebeple esas mutluluğun kaynağını insana takdim eder. Dünyadaki fiiliyat ve fikriyatın mukabili cennettir. Cennet de Kuran’da pek çok ayette tasvir edilmiştir. Bunun vasıflarına müteallik, izahı ancak ayetlerle bütüncül ve analitik düşünme şartına bağlı olan birkaç elemanın yanlış algısını düzeltmeye yönelik ele alınan bu makalenin mefhumların doğru anlaşılmasına ışık tutacağını ümit ederiz.

İslam’ın ilk yıllarından itibaren geçen istisnai yükseliş vetiresini müteakiben “Altın Çağ” diye adlandırılan ve en gelişkin müslüman hareketi olarak anlatılagelen dönem kanaatimizde İslam’ın çöküş sürecidir. Bilgiyi ve öğrenmeyi tavsiye ederek bir münevveran ve aydın kesim değil, bütüncül olarak aydınlığı savunan İslam görüşü yerine toplumu şekillendiren belli elit kesim, mütehayyizan, ileri gelen kısmı teşekkül etmiştir. Bunlar da İslam alimleri vasıflarını almış, halkın nezdinde bir otorite ve fetva, hüküm makamı haline gelmiştir. Bu tür yetersizlik ve aydın boşluğunun mecbur ettiği hallerin sebep olduğu ekipçe düşünmeye mugayir ve şahsi kanaatlerin din olarak kabul edildiği çağın mahzurlarını bugün iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Bunların dışında “evliyalık” makamı ihdası ile de prim kazanan çokça şahsiyet kanaati, kat’i din ahkamı olarak kabul ettirmiştir.

Halbuki İslami dünya görüşünün kalbi olan kuran, insanların parçalara ayrılmamalarını söylemektedir(rum, 31-32). Buna binaen bir de zannın kıymetsizliğine atıf yaparak(yunus, 36) gerçek müslümanların işlerini şura ile beraber hallettiklerini aktarır(şura, 38). Ayetin de ayet ile izah edilmesi gerektiği(hud, 1) ve ikişer olarak ayet ayet kendini açıkladığını belirten kuran(zümer, 26), insanın kafasına göre bunu izah etmesini şirk sebebi sayar(hud, 2). Özellikle din hususunda insan iki kere düşünmelidir. Akıl en fazla din gibi insanın hayatıyla doğrudan ilgili olan mesailde çok ehemmiyetlidir. Bilmek ve öğrenmek, akıllı olmak kuranda çok fazla işaret edilen fiillerdir(alak, 1; ali imran, 7; zümer, 9). Kuranda ilmin sembolü olarak kalem yazmaktan bahsedilmesi(alak, 4) ve hususi olarak derin derin düşünmenin emredilmesi(casiye, 13; haşr, 21; bakara, 266), kuranın bizzat kendisinin de bir öğüt olarak kendini tasviri(sad, 87) bir hükmü verirken sarf edilmesi gereken eforu ve düşünmenin inceliğine verilen önemi ifade eder.

Kuranı anlamadaki metodolojiyi kuran kendisi koyar. Kuran ayetleri muhkem ve müteşabih olarak ikiye ayrılır(ali imran, 7). Buna göre her muhkem ayet yoruma kapalı ve net iken, müteşabih olanlar ancak “benzer ayetler” beraber düşünüldüğünde netleşir. Bilenler açısından apaçık bir kitap olduğunu söyler(enam, 97). Bu şekilde hem bilmeye atıf yapar, hem bilmenin yolunu anlatır, hem de bilenin kazanacağını ifade eder. Bu bilgiler ışığında cennet hayatına ve kadınların durumuna dair yanlış bilinen birkaç meseleyi netleştirmek üzere ayetler ışığında bir inceleme yapacağız.

2. Huriler, Cennet Kadınları ve Spekülasyon

Huriler kuranda “hur” olarak geçen cennetteki varlıklar olarak bilinse de geleneksel telakkide “erkeklere takdim edilecek cinsel partner” olarak tasavvur edilmiştir. Bu algıdan hareketle kadınların cennete girememesi gibi garip neticeler bile husule gelmiştir. Evvelce de ifade ettiğimiz gibi, geçmişteki çöküş vetiresi veya daha sonraki süreçlerdeki (1)önce din ilmiyle hemhal olan kesimin belli zümreye münhasır hale gelmesii, (2)sonra da bu zümrenin hata yapma ihtimal ve potansiyelinin artmış olduğu gerçeğinin göz ardı edilmes ve imancılığın(fideizm) zannı esas alması, (3)ve son olarak da metodolojinin yanlış bir minvale kayarak, hadis ve şahsi kanaat gibi kuran ile meşgul olmayı zorlaştıran faktörlerin tabii neticesi olarak bazı kuran mefhumları yanlış anlaşılmıştır.

Hurilerin sadece erkeklere verilen kadınlar olarak görülmesi İslam dinine saldırıların büyük bir kaynağını, mantıki olmasında büyük sorunlardan birisini teşkil eder. Şu da tespit edilmelidir ki, bu makalede objektif kalınarak, herhangi bir zorlama yoruma prim vermeden, mevcut bilgileri tevil, tahrif, tebdil, tahrip, tağyir ve tekzip etmeden sadece olanı göstermeye gayret edip hakiki bir tespit, tahlil, takdir, tahkik ve tetkik yapmak niyetindeyiz.

“Hur” kelimesi kuranda 4 ayette geçmektedir(duhan, 54; tur, 20; rahman, 72; vakıa, 22). Duhan suresindeki bahisten sonraki ifadeler bu varlıkların insanlara ikram gibi hizmetlerde bulunacağını düşündürmektedir. Vakıa suresinde ise Vildan adıyla erkek olduğu anlaşılan hizmetçilere atfedilmesi bunların da onlar gibi hizmette kullanıldığını göstermektedir. Razi, Beyzavi, Alusi gibi tefsirciler de bu ayet için hurilere mevye vs. ikram hizmeti atfetmişlerdir. Hurilerin vasıfları kuranda “sedeflerinde saklı inciler”, “çadırlarda korunmuş”, “güzel gözlü” şeklinde 3 tanedir. “Hur” kelimesi “Ehveru(erkek)” ve “Havra(kadın)” kelimelerinin çoğuludur ki, gözlerinin akı ve siyahı çok belirgin olan gibi bir manaya gelir.

Hurilerin erkeklere verilecek kadınlar olduğu algısına sebep olan unsurları ve bunun yanlışlığını göstermek üzere güçlü delilleri zikretmeden evvel bu varlıklara dair öncül bilgiler vermeyi münasip görüyoruz. Huriler cinsiyetsiz olan ve cinsi münasebet ile alakası olmayan hizmetçilerdir. Bu hizmetçiler gibi Vildan adında erkek görünümlü cinsiyetsiz hizmetçiler de vardır. Bunun biraz detaylı ve sofistike düşünmeden doğrudan doğruya kadın olarak düşünülmesinin sebepleri; (a) “hur” kelimesine atfedilen “maksurat” ve “ıyn” vasıflarının dişil olması, (b) “zevvece” fiiline “eşleme, evlenme” manalarının verilmesidir. Bu manaların objektif şekilde tüm ayetlerin bütüncül olarak yorumlanması akabinde değerlendirilmeleri ve neticeye bağlanmaları gerektiği daha evvel vurgulanmıştı. Üstünkörü düşünmek çoğu şeyi aslında olduğundan farklı göstermeye ve bilgi boşluklarının içinin peşinhükümlerle dolmasına sebebiyet verir.

1. Delil: Cennet Kadını ve Huri Farkı

Cennet kadınları ile ilgili “ezvacün mutahharatun” yani temiz eşler olarak kuranda birkaç ayette bahsedilmektedir(bakara, 25; ali imran, 15; nisa, 57). Bu kadınlar ve erkekler için söylenir ve cennete giden dünya kadınlarıdır. Vasıfları ise baydun meknun(saffat, 49), kasiratut tarf(saffat, 48), etrab(sad, 52), ebkar, urub(vakıa, 35-37), yakut ve mercan gibi(rahman, 58), kevaib(nebe, 31-34) gibi manaları “bekar, yaşıt, güzel, aşık, saf, temiz” gibi olan kadınlardır. Bu ayetlerde “hur” kelimesi geçmez ve bu vasıflar “hur” kelimesinin geçtiği ayetlerde zikredilmez.

2. Delil: Hurilerin Cennet Kadınlarına da Verilmesi

Kadının cennetteki ödülü, güzel olmak, erkeğin ödülü de bu kadına sahip olmaktır. Kuranda aksine bir lafzi karine olmadığı sürece bir ifade iki cinsiyet için kullanılır. Misalen bir konuşma esnasında uyarı ve ikaz maksadıyla “lütfen sigaralarınızı çöpe atın hemşerilerim” dediğimizi düşünelim. Hemşerilere seslenilmesine rağmen “sigara” lafzi karinesi muhatabı otomatik olarak sigara kullananlara matuf kılar. Yani diğer insanlar da hemşeri olmasına rağmen, sigara ifadesiyle seslenilen kişilerin sigara kullanıcıları olduğu hususunda hiçbir şüphe kalmaz. Bu yüzden “hemşerilerim” nidasının manası daralır.

Lafzi karine olarak “kadınlarla evlendirilme” gibi bir ifade taşıyan az önceki mezkur ayetler(mesela nebe suresi)  erkeklere seslenilerek serdedilmiştir. Buna mukabil erkekler manasına kullanılmış olan “müttaki” ifadesi başka bir ayette lafzi karine olmadığı sürece hem kadın hem de erkek için kullanılmıştır. Yani “müttaki” kelimesi “takva sahibi” olmasına rağmen, “ashabül yemin” ifadeleri de cenneti kazananlar olmasına rağmen erkekleri kasteden bir cümlede kullanılmaları onları özel ve dar anlamlarına kavuşturur. Halbuki herhangi bir lafzi karine olmadığı sürece bu kelime iki cins için de kullanılmıştır.

Bu yüzden “hur” denilen huriler “müttaki”lere verilecek olup lafzi bir karine olmadığı için kadınlara da verileceği ifade edilmiştir. Bu da onların cinsel partner olamayacaklarına bir delildir. Bu delil tek başına yoruma açıksa da onu kuvvetlendiren diğer delillerle anlamlı bir delil haline gelecektir. Özellikle Vakıa 35-37’de ifade edilen “tekrar yaratılışı gerçekleşen cennet kadınları” ile “huri”ler arasındaki vasıf farkına dikkat çekmek isteriz. Hurilerin zikrettiğimiz sadece 3 vasfı var iken, cennet kadınlarının yine zikredilen vasıfları ayrı ayetlerde birbirine karışmadan kullanılır. Bu da farklarına bir işarettir. Cinsi objelerin vurgulandığı cennet kadınlarına mukabil, hurilerde bir cinsel işaret yoktur.

3. Delil: Huri Ayetlerinin İniş Sırası

Huri ayetleri 4 tanedir ve bu ayetler “cennet kadınları” ayetlerinden çok daha sonra indirilmiştir. Hakkı Yılmaz’ın “İşte Kuran” adlı kitabından da öğrenilebileceği gibi huri ayetleri Mekki ayetlerin sonlarındadır. Cennet kadınları ayetleri ondan daha sonradır. Ayrıca kuranın koyduğu mantık açısından “cenneti kazanan hizmet görür, cennette yaratılan hizmet verir.” Bu sebeple sonradan bambaşka bir yaratılışla yaratıldığı da vakıa suresinde söylenen insanlar için hizmet verme mevzu-u bahsolmayacağı için huriler de hizmet vereceği için, kadınların vasıfları hurilerin vasıflarından tam bu ayrım ile ayrılmaktadır. İnsanlar başka ve daha farklı şekilde daha değişik inşa edilecek, huriler ve vildanlar ise sıfırdan yaratılıp hizmete verilecektir.

4. Delil: Hurilerle Evlenme Çarpıtması

Hurilerin kadınsı olarak telakkisinde başrol oynayan calib-i dikkat husus “zevc” kelimesinin sevk ettiği ve “hurilerle evlenme” olarak tercüme edilen ayetlerdir. Arap dilinde evlilik manasında “tezvic” kullanımı yok gibidir(Rağıp el-Isfahanî, el-Müfredat fi Garîbi ‘lKur’an). Kuranda çoğunlukla evlenmek anlamında “tenkihu” yani “nikah” kökü türevleri kullanılır(bakara, 221; nisa, 6; nur, 3; ahzap, 49; mumtehine, 10). Ayrıca “tezvic” kelimesi cennet kadınlarıyla evlilik anlatılırken kullanılmamaktadır. Sadece hurilerle “tezvic” kökü kelimeleri kullanılmıştır. Ayrıca kuranda evlilik manasında da “zevc” kökü türevleri olmakla birlikte(bakara, 35; enbiya, 90; araf, 19), çok farklı manalarda da kullanılmıştır. Mesela “erkek ve kız çocuğu nasip etmek” anlamında “zevc” kelimesiyle eşleme manasında(şura, 50), nefs ve ruhun eşleşmesi manasında da(tekvir, 7) kullanılabilmiştir. Netice itibariyle “zevc” kelimesi sadece evlilik manasına gelmez. Fakat bu bilgi sadece bu kadarıyla “hurilerle evlenme” manasını veremeyeceğimiz anlamına gelmemektedir. Ancak son bir ek bilgi ile noktayı koyalım;

Huri ayetlerinde her zaman “zevvecna bi” kalıbı kullanılır. Fiilin yanında “be harf-i ceri” kullanılmaktadır. Arap dilinde “be harf-i ceri ile zevc fiili” evlilik manasında değildir. Ayakkabının eşi, ikizin eşi gibi manalara mukabildir. Bu sebeple huri ayetlerin tamamında geçen bu kalıp eşleşmenin “nikah veya evlilik” manasında olmadığının en büyük delilidir. Sanıyoruz ki bu delil tek başına bile hurilerin bir cinsel partner olmadığını ispat etmeye yetecektir. Misalen “nikahlı eş” manasındaki ifadelerde bu kalıbın olmaması da buna bir delil sayılabilir.

3. Kadının Şahitliği ve Geleneksel Tahtifat

İslam’ın daha önce zikredilen emirlerinin tatbik edilmemesi, misalen şura ile karar verme(şura, 38), zanna tabi olmama(yunus, 36) vs. gibi prensiplerin terk edilmesi ve zaman ile birlikte ilmin alimler sınıfının tekelinde tüm halk olması icap ederken bir meslek haline geldiği karanlık yüzyılda bilmemek normal hale getirilmesi bazı gerçeklerin üzerine perde örtmüştür. Bilgi her sahada uzmanındadır. Ancak insanlar bilgiyi uzmanından almalı, uzmanın uğraştığını uğraşmaksızın ona eşit derecede olacak kadar vakıf olmalıdır. Bu her saha için geçerli olmakla birlikte bilhassa din için zaruridir. Teknik detaylar gereksiz, işin özü esas olsa da insanlar öyle ya da böyle tembelliğe inandırılmış ve potansiyelini unutmuştur. Bunun tabii neticesi çöküş olacaktır ki, İslam alemi sermayesini harcayıp birkaç yüzyıl ayakta kalıp çökmüştür. Bu çöküşe fikri sahayı da ekleyebiliriz. Bu sebeple kuran zihninden uzaklaşılması kendilerine müslüman diyen güruhta kurana ters pek çok itiyadı normal ve meşru kabul ettirmiştir.

Belli miktar zaman çoğu insana her şeyi kabul ettirebilir. O kadar zaman geçmiştir ki, gayrimüslimler İslam’ı müslümanlar olarak görmüşlerdir. Müslümanların hatalı hareketleri İslam’a fatura edilmiş, tenkid fikren değil, şahsen yapılagelmiştir. İslam’a yöneltilen eleştirilerden büyük ekseriyet kadın konusundadır. Bu konulardaki eleştirilerin çoğu yerden göğe haklıdır. Ancak mesele kuran merkezli bir zemine çekildiğinde bu eleştiri oklarının hızını alamayıp hata ettiği sınırlar keşfedilebilir. Biraz somut ve müşahhas misallere geçerek meramımızı daha sıhhatli aktarmak istiyoruz.

Kadın İslam dininde pozitif ayrımcılıkla nazikliği dengelenmiş bir cinstir. Kadın ve erkek eşit değildir. Kadının üstün olduğu saha ile erkeğin hakim olduğu meziyetler birbirinden farklıdır. Bu yüzden iki cinsin net olarak birbirinden üstünlüğü mevzu-u bahsolamaz. Kuran ise erkeğin sosyal hayatta daha üstün olduğunu tespit eder(nisa, 34). Her cinsin farklı üstünlükleri ve nasipleri olduğunu da ifade eder(nisa, 32). Kadın daha hissi ve narindir. Erkek ise daha katı ve aklidir. Vücut yapıları için de erkek daha üstün ve güçlü, güzellik olarak kadın daha zarif ve süslüdür. Esas olan şey, üstün olanın bulunması değil, üstün olunan sahalarda doğru cinsin hakimiyetini kurmasıdır. Yani kadın daha sevgiye ve hislere mütemayil ise çocuk büyütmek gibi ehemmiyetli vazife ona yüklenir. Hayatın meşakkatlerine metanet göstermek için erkeğin vücudu daha sağlam ise evin geçimi için erkek görevli olmalıdır. Bunlar sadece fıtrata uygunluktur. Çatalla da yoğurt zorlanırsa yenebilir, bu misalle kadın erkek işi yapabilir, erkek de kadın görevini zorlarsa yüklenebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken şey, bir imkansızlığın değil, ideal ölçünün tespitinin yapılıyor olmasıdır.

Erkek egemen toplumlarda şartlanmış bir muhakeme ile kadının hakları tahdid edilmiştir. Kuran da bu minvalde tahrif ve tevile maruz kalmıştır. 4 mezhebin ittifakı ile kadının şahitliği erkeğin yarısına mukabildir. Bu ise kurana uymayan uydurulmuş veya yanlış anlaşılma neticesi ortaya çıkmış bir durumdur. Kadınların şahitliğinin erkeklerin şahitliğine delil olarak gösterilecek tek ayet bakara suresi 282. ayettir. Bu ise hususi olarak yanlış yorumlanmıştır. Şimdi ise tüm delilleri zikrederek haklılığımızı ispat edelim:

1. Delil: 2 Kadının 1 Erkekten Üstün Şahitliği

Bakara, 282. ayette 2 müslüman erkek veya 1 erkek 2 kadının şahit olması gerektiğine dair ifadeler vardır. Ancak burada 2 kadın ve 1 erkek ile 2 erkeğin şahitliklerinin birbirine eşit olduğuna dair bir ifade yoktur. Yani tavsiye olarak kadınların daha hissen acımaya meyilli olmaları neticesiyle şahitlik ederken dayanışma yapmaları desteklenmiştir. Ayetin sonunda da “bu şahitliğin daha sağlam” olduğuna dair olan izahat bunu desteklemektedir. Yani “daha sağlam” ifadesi “sağlam”dan farklıdır. Bunun vadeleri yazmamaya atfen söylenmesi de mevzu-u bahisse de iki duruma atfen söylenmiş olduğu zikredeceğimiz diğer delillerle uyuşmasından bellidir. Öte yandan vadeleri kaydetmemek sağlam mıdır ki, kaydetmek daha sağlam olsun? Bu nükte itibariyle “2 kadın + 1 erkek” şahitliği “2 erkek şahitliği”nden daha sağlamdır. Bunun sebebi kadın ve erkeğin şahitliklerinin eşit olmasıdır.

2. Delil: Alt Seviye Şahitlik

Yolcu anında ölüm gerçekleşmesi halinde müslüman olmayanların şahitliği söz konusudur(maide, 106-107). Bunun için de erkek kadın fark etmeksizin bir şahitlik şartı vardır. Ayrıca müslüman bulunursa da bunlarda cinsiyet gözetilmeden ayette “iki güvenilir kişi” ifadesi geçmesi kadın ve erkek şahitliğinin eşit olmasına ciddi bir delildir.

“Müminler! Sizden biriniz ölüm döşeğinde vasiyet edeceği zaman içinizden güvenilir iki şahit tutsun. Eğer bir yerde yolcu iken ölüm gelip çatarsa sizden olmayan iki kişi de olabilir.”

Bir diğer husus da şahitlerin yalancı olduğu anlaşılığında ölenden hak sahibi olanların şahitliklerine devredilme durumunda cinsiyet farkı gözetilmeksizin “iki yakını”(الأَوْلَيَانِ ) ifadesinin olmasıdır. Bu sözler hesapsız ve fütursuzca söylenmemiştir. Dalgınlıkla ağızdan kaçmamıştır. Bu sebeple ilk argümana ciddi deliller teşkil etmektedirler.

“Böylesi, şahitliği gereği gibi yapmalarının en alt seviyesidir…” (Maide 5/108) Bu ayette “ذَلِكَ أَدْنَى” ifadesi “en alt” manasında kullanılmıştır. Zira müslüman olmayan iki kişinin şahitliği “en alt seviye şahitlik”tir.

Böylelikle kuranın şahitlik mertebeleri olarak 3 seviye belirlediği ortaya çıkmaktadır;

a. 2 Kadın + 1 Erkek şahitliğine işaret ederek “daha sağlam şahitlik”

b. 2 Erkek şahitliğine atfen “tam şahitlik”

c. 2 gayrimüslim şahitliğine de “en alt seviye şahitlik” denmektedir. Bu da birbirini tamamlayan ayetlerden bize çıkarılan manaların bütünselliğini gösteren güçlü bir delildir.

3. Delil: Zina Şahitliği

Kuran’da zina ettiği iddialarına maruz kalan kadınlar açısından 4 şahit şartı aranmaktadır(nisa, 15). Buna karşın, şayet 4 şahit bulunamazsa koca karısı hakkında eminse 4 kere şahitlik eder ve yalan söylemediğine dair 1 kere yemin eder. Kadın da bu zannı üzerinden atmak için 4 defa zina etmediğine şahit olur ve 1 kere yalan söylemediğine dair yemin eder(Nur, 6-9). Görüldüğü üzere burada da kadın ve erkeğin şahitlikleri birbirine eşittir. Bu sebeple tahrif ve tevil edilen ilk ayetin manası dışında yarım şahitlik anlayışını destekleyen tek bir ayet olmadığı gibi üstelik yalanlayan bu kadar ayet vardır. Uydurma hadisler ile ayetin zıddına bir delil getirilemez. Zira kuran ayetlerine mugayir olan her hadis “mevdu” yani uydurma sınıfına girmektedir. Bu sebeple bu zina şahitliği delili zannımızca çok güçlü bir delildir.

Son olarak 4. delil de boşanma hükmündeki bazı şartlar hakkındaki şahitlikte kuranda cinsiyet belirtilmeden iki şahidin olması gerektiğini söylemesidir(talak, 2). Bu da diğer delillerle birleştiğinde kadın ve erkek şahitliğinin eşit olduğunu ispat ve izaha muktedirdir.

Netice itibariyle kadının şahitliği erkeğe eşittir. Geleneksel tabular ile dogmadan her vasfıyla ayrılan kuran karşılaştırıldığında hakikat adına ortadaki mevcudiyetin her akl-ı selim için bedahet olduğu kanaatindeyiz.

Bununla birlikte kadının miras hakkı erkeğin yarısıdır(nisa, 11). Bunun sebebi kadının ekonomik hayatta aktif bir rol oynamasına gerek olmadığıdır. Evin iç düzeni kadına ait iken, evin dış bağlantısı ve geçimi erkeğin sırtındadır(nisa, 34). Yine buna rağmen evliliğin şartından birisi kadına verilen mehir malıdır(nisa, 4). Bu para başlık parası değildir, kadının şahsi parasıdır. Bütün bu vaziyetler kadının mirastan yarım pay almasını gerektirir. Zira zaten kocasının da kendi ailesinden alacağı iki kat, aldığı mehir, evi geçindirmekteki pasiflik hakkı bu durumu izah etmektedir.

4. Değerlendirme

Geleneksel İslam algısı zikredilen sebepler neticesinde kurandan ayrılmış, herkesin kuranın emrine binaen ilmi gayret sahibi olup istişare etmesi gereken bir meselede ufak bir zümreye işi bırakarak büyük hatalara gark olmuştur(şura, 38). Bu sebeple zaman içindeki çöküş, mevcut sermayenin yenmesi sürecinde fark edilmemiştir. İslam alemi de esasen ilk birkaç yüzyıl sonrasında çökmeye başlamıştır. Bu çöküş ile dogmatizm temelli bir tanınmaz halde olan din, çokça hataları kurana rağmen muhafaza etmiş, tenkidlere maruz kalmıştır. Mesele gelenekteki çarpıklıklar bir yana bırakılarak, serinkanlı ve objektif bir tavır takınılarak Kuran temelli çözülmeye çalışılırsa çok anlaşılması kolay ve makul, makbul din bir saf su gibi ortaya çıkacaktır. Huriler Kuran terminolojisine göre cennet hizmetçileridir. Kadın ve erkeğe de verilmek üzere yeniden yaratılacak ve insandan farklı olacak cinsiyetsiz varlıklardır. Cennet kadınları ise cenneti kazanan kadınlardır, sadece bu kadınlar cinsel partner olabilir. Ayrıca kadının şahitliği meselesindeki yanlışlık 2 kadının 1 erkek yerine şahit olmasının erkeğin 2 kadına denk olduğunu zannına sebep olmasındandır. Halbuki objektif bir değerlendirme ile 1 kadının şahitliğinin 1 erkeğe göre daha az işlevsel olmasıyla birlikte seviye olarak eşit olduğu anlaşılacaktır.

Reklamlar