Bilindiği üzere Tarık Suresi 6 ve 7. ayetlere istinaden ileri sürülen “Kuran Çelişkisi İddiası”na göre omurga ve kaburga arasından bir sıvı olan meninin çıktığı söylenmekte ve bu bilginin bilimsellik ile uyuşmazlığı üzerinden İslam’ın hatalı oluşu temellendirilmektedir. Bu sayede İslam karşıtı fikriyatlar bu argüman ile haklılık kazanmayı ummaktadırlar.

Pek çok sosyal paylaşım sitelerinde İslamî meseleler ile beraber dine dair çokça konu tartışılmakta ise de doğru tartışma usul ve üslubunu bulmak çok güçtür. Bunun sebebi umumi efkarın “tartışma ilkeleri”ne yabancı olmasıdır. Misalen İslam gibi müdafaa ettiği fikriyatı bir kitaba, yani Kuran’a dayandıran sistemi eleştirmek için çok kereler “İslam Alimleri” kategorisindeki aslında “İslam Düşünürleri” diyebileceğimiz sınıf veya meşhurların görüşleri eleştirilmektedir. Evvela tespit edilmesi gereken şudur ki, yanlış bir bilgi alimin görüşünde var ise bundan İslam’ı sorumlu tutabilmek için Kuran muhtevasında da o yanlışın başka alternatifinin olmaması gerekir. Sadece alimin Kuran’dan anladığı düşüncesinin yanlışlığının gösterilmesiyle “İslam’ın yanlışlığı”na geçiş yapmak felsefede “ad hominem” diye bilinen bir tartışma hilesidir. Alman filozof Schopenhauer tartışma ile ilgili tespitleri olan meşhur bir düşünürdür, bu hususta kıymetli takdirleri vardır. “Argumentum ad hominem” bir kişinin fikrini eleştirmeden, kişiliğiyle ilgili konudan ayrık başka meseleye atıf yaparak fikri çürütmeye kalkmasıdır. Misalen İslam bir alimin fikri ise, İslam’ı çürütmek isteniyorsa, bu alimin hataları gösterilerek bu yapılamaz. Bu “logical fallacy”(mantık safsatası)dır.

Bir diğer mantık hatası da “argumentum ad populum” adıyla bilinen “çoğunluğun görüşünü hakikat bilme” yanlışıdır. Alimlerin ittifakla kabul ettiği bir mesele delillerle çelişmesine rağmen doğru olmaz. Esas olan delillerin sayısı ve sağlamlığıdır, demokratik metodlarla ilmi tartışmalar gerçekleştirilemez. Bu açıdan İslami meselelerin kaynağın Kuran olması ile çözülmesi doğru, yerinde ve makul olur. Alimlerin görüşü değil, gerekçesi ileri sürülmelidir. İnsanların “oy hakkı” değil, “düşünme hakkı” vardır, alimler ise bu işte normal insanlara göre daha sıhhatli düşünebilirler. Bu açıdan onlara müracaat gerekli olmakla birlikte, gerekçesi dinlenilmeden sadece “oy birliği” esas alınmamalıdır. Taklid ile gelen bir görüşün hatası çoğu zaman göz ardı edilmiştir.

Örnek olarak inceleyeceğimiz Tarık suresi 6-7. ayetlerde atlanan birkaç nükteyi vurgulamak istiyoruz.

5. Fel yenzuril insânu mimme hulık (insan nasıl yaratıldığına baksın).

6. Hulika min mâin dâfik (fışkıran bir sudan yaratıldı).

7. Yahrucu(çıkar) min beyni(arasından) s-sulbi(bel kemiği) vet-terâib(kaburgalar).

Bu ayetlerde geçen “sulb” kelimesi Arapça’da “bel, omurga kemiği” manasına gelir. Bazı alimler bu ayeti “erkeğin beli” ile “kadının kaburgası” olarak anlamış oldukları için “sulb” kelimesine “soy, nesil” gibi manalar vermiştir. Buna binaen deyim de üretilmiştir: “anasının sütü, babasının sülbü” şeklindedir. Ancak “sulb” kelimesinin “bel kemiği”nden başka bir manası yoktur. Diğer manaları sözlüklerde mecaz olduğu belirtilerek yazılsa da ilk anlamından sonra eklenmiş ve alimlerin bu yorumuna istinaden ilave edilmiştir. Kanaatimizce burada yapılan hata “hem sulb(bel)ün hem de kaburganın bir kişiye ait olması ihtimalinin göz ardı edilişinden kaynaklanmaktadır. Arapça gramer kurallarına göre de bu mümkün değildir.

(1) Ayette “essulb” ve “etteraib” kelimelerine gelen “lam-ı tarif” lahikası bu kelimelere “belirlilik” manası verir. Bu kelimelerin erkek ve kadına nispet edilmesini düşündürecek bir “mülkiyet zamiri eki” yoktur. Sadece “kaburga ve omurga arasından çıkar” denmiştir, “kadının/erkeğin kaburgasından” gibi bir ifade kullanılmamıştır. Bu da ayetten bu organların iki cinse aidiyetinin düşünülmesi için açık bir karine olmadığını göstermektedir. Nitekim ayetlerin anlam itibariyle gelişi mananın açıklığa kavuşturulmasında çok mühimdir.

5-6-7: insan nasıl yaratıldığına baksın, fışkıran bir sudan yaratıldı. Bel ile kaburga arasından çıkar.

(2) Bu ayetler arasında Arapça fiil çekimleri açısından farklılıklar vardır. Altıncı ayette “mazi”(geçmiş zaman) var iken, yedinci ayette “muzari”(şimdiki, geniş zaman) fiil kullanılmıştır. Bu açıdan bu iki ayet aynı cümle değildir ve birleştirilemez. Bazı tercümelerde “kaburga ve omurga arasından atılan sudan yaratıldı” şeklinde iki ayet birleştirilmektedir. Bu sayede sanki “karın içinden su fışkırması” gibi bir yanlış anlaşılma ortaya çıkmaktadır. Bunu ise karşıt tezlerini samimi olmayan bir hahişkarlıkla kollamak isteyen İslam karşıtları sürekli malzeme olarak kullanmaktadırlar. Halbuki ayetlerin ikisi birbirinden farklı durumları anlatmaktadır.

5-6-7: insan nasıl yaratıldığına baksın, fışkıran spermden yaratıldı. (bebek annenin) bel ve kaburgası arasından çıkar.

Görsel

Ayette yaratılmaya bir atıf yapıldıktan sonra tasvir olarak “fışkıran su” ifadesi kullanılmıştır. Bununla ilgili pek çok ayette “damla su(yasin, 77), parça et(hacc, 5)” gibi ifadeler de geçmektedir. Aşamalı bir anlatım vardır. Sperm, zigot, embriyo, bebek aşamalarından pek çok yerde diğerini atlayarak izah etmek ayetlerde vardır. Yine bunun gibi “spermden yaratıldı” dedikten sonra “bebek kaburga-omurga arasından çıkar” gibi bir anlam belirmektedir. Esasen “omurga ve kaburga arası” dendikten sonra akla ilk gelen şey zaten açıkça “bebek”tir. Bunun başka ihtimali de yoktur. Ancak bazı insanlar bu “fiil çekimi farklılığı”nı ve “mülkiyet zamirleri”nin olmayışı durumlarını göz ardı ederek omurgadan sperm fışkırdığını iddia etme meylindedir. Bunun imkanı yoktur. Spermlerin gelişimi için bazı sinirlerin belde olduğunu yönünde(Sızıntı, Şubat 2003 Yıl :25 Sayı :289) veya “mezonefroz medialinden gonad gelişimi” gibi üremenin embriyolojisine atıf yapılarak bu konu izah edilmeye çalışılmıştır. Bu izahların tamamı “sulb”ün erkeğe, kaburganın kadına ait olduğu varsayılarak çelişkili bir yola girilip yapılmıştır.

(3) Ayetlerde “mef’ul” insandır. Yani bahsedilen nesne aslında “sperm, bebek” vs. değildir. Aslında bu baştan düşünülseydi mesele kalmayacaktı, ayetlerde insanın yaratılışından bahsedildiğine göre insan kelimesini cümleye koyduğumuzda anlaşılması daha kolay olacaktır;

5-6-7: insan nasıl yaratıldığına bir baksın, (insan) fışkıran spermden yaratıldı. (İnsan) belle omurga arasından çıkar.

Bu şekilde insan nesnesi belirtildiğinde çok daha anlaşılması kolay olmaktadır. Orijinal Arapçası için bir sorun olmamakla beraber tercümelerin ortaya çıkardığı mana kayıpları bu tür belirtmeleri gerektirmektedir. Zira Arapça’da eklerin, çekimlerin detayı tercümeye yansıyamayabilmektedir. Netice itibariyle ne spermin omurgadan çıkması gibi bir kasıt vardır, ne de omurga erkeğe ait bir organ olarak anlatılmıştır. Tamamen bütüncül bir bakış ile diğer detaylar gözden kaçırılmadığı sürece mana çok açık ve nettir.

Reklamlar