İnsanın güzellik algısı çeşitli subjektif kriterlere göre belirlenebilse de insanlar arasında ortak bazı noktalar bulmak mümkündür. Kadın ve erkek için farklı olabilen bu kriterler içerisinde saçların da bir önemi vardır. Geçmişte yaşamış insanlar güzel olmayı inşa ettikleri farklı kültürlerle yorumlamıştır. Bugünün güzellik uzmanlığı, küaförlük meslekleri de bunu devam ettirmektedir. Eski Mısır’da(M.Ö. 3000) Saç, güzelliğin bir parçasıydı ve bundan dolayı peruk kullanımı yaygındı. Yunan(M.Ö. 1000) kültüründe kadınlarda uzun, kıvırcık, açık saçlar; erkeklerdeyse uzun, orta-kısa ve düz saçlar tercih edilmekteydi. Romalılarda(M.Ö. 500) ise halkın yüksek mertebesindeki erkekler dışında erkekler kısa, kadınlar ise uzun saçlıydı. Kadınlar uzun saçlarını güzellikleri için, erkeklerin bazıları ise bir özgürlük sembolü olarak kullanmaktaydı. 1789 Fransız İhtilali’nden sonra kadınlar kısa saçlar tercih ettiler(1).

Kadının hayatındaki saç ile erkeğin hayatındaki saç birbirinden farklı olmuştur. Tarihi kökü itibariyle insanların buna bakışı da büyük ölçüde böyledir. Kısa saç erkeksiliğin, uzun saç kadınlığın bir sembolü haline gelmiştir. Bunda kadın ve erkek farklılığı esastır. Bu fark üzerine tarihi isimlerin tartışmaları olmuştur. Uzun saçın kadının yıllarca sembolü haline gelmesinin bir sonucu olarak kadında önemli olduğunu söyleyenler, ilk olarak kadının neden bunu seçtiğini açıklamalıdır. Bu kadının yapısına uygun düştüğü için böyle olsa gerektir.

Misalen, Rousseau(ö. 1778) kadın ve erkeğin farklı karakterlerinden dolayı farklı eğitim almaları gerektiğini söylemiştir. Erkek çocuklar hareket ve gürültü isterken, kızlar görünüşte çekici olanı ve süsü sevmektedir. Kadının daha uysal olduğunu söyleyerek, kadına pratik sahada; erkeğe ise teorik sahada daha çok sorumluluk verilmesi gerektiğini savunmuştur. Buna karşı çıkan Wollstonecraft(ö. 1797), kadının erkeğe göre yetiştirildiğini ve kadının erkek kadar yetenekli olabileceğini savunmuştur. Bu görüşü von Hippel(ö. 1796) daha da ileri götürerek kadının farklılığının biyolojik doğadan gelmediğini, bunun salt bir “sosyal muamele” sonucu gerçekleştiğini söylemiştir. Ona göre erkeğin ilk zamanlarda avcılık yapması, kadının da evde yiyecek sağlaması bu neticeleri vermiştir. Kadının geri plana itilmesinin bir kısım sebeplerini von Hippel kendince açıklasa da ilk zamanlardaki bu görev taksiminin neden böyle olduğundan bahsetmediği için eleştirilmeyi hak etmektedir.

Voltaire, Hegel gibi kadının erkekten daha aşağı seviye olduğunu söyleyenler; Kant, Nietsche, Adam Smith gibi kadının tek boyutluluğu, erkeğin çok boyutluluğu üzerinden kadını aşağı görenler olmuştur. Robespierre ve Marat gibi Fransız İhtilali temsilcileri ve Montesquieu ise kadının siyasi meselelere karışmasının onun değerini azalttığını söylemişlerdir. Engels de kadınların proleter, erkeklerin burjuva olduğunu söylemiştir(2).

Simone de Beauvoir “İki Cins” isimli ünlü kitabında kadın erkek farklılığını pek çok açıdan izah etmiş, edebi eserlerdeki üslup, intihar oranları/başarılı intihar, dine meyil gibi açılardan kadınların farklarını vurgulamıştır. Beauvoir’in dikkat çektiği bir husus ise erkek ve kadının giyimidir. Ona göre erkeğin özen ile titizlik göstermesi kadınınki kadar önemli değildir. Kadına bakan gözlerin kılık kıyafet ile kişiliği birbirinden ayırmadığı bilinmektedir. Kadın, giyim kuşamına göre sayılmakta ve sevilmektedir. Fikrimizce bunun neticesi de giyimlerince farklılık arz etmeleri “gerektiğidir”.

Gerek anatomik, gerek hormonlar, doğum, annelik gibi sosyal, biyolojik faktörler, gerekse cinsi muhatabının ona biçtiği rol bakımlarından kadın ve erkek farklıdır. Kadın ve erkeğin güzellik algıları de bu farklılıklardan nasibini alması gerekir. Fikrimizce bu sebepler iki cinsin giyimlerinden itibaren, sosyal rollerine kadar bir farklılık “gerektirmektedir”. Siyaset, idarecilik, kas gücü gerektiren zorlu işlerde kadınların faal olması mümkündür, ancak bunun kadının fıtratına/yapısına uyup uymadığı tartışılmalıdır. Lezbiyen Feministler kadının bütün sevgi ve bağlılıklarını kadınlara yöneltmeleri gerektiğini savunurlar. Bu pratik açıdan mümkünse de kadının fıtratı açısından toplumu yok oluşa götüren kısır bir pratiktir. Yani uygulandığında uygulanamazlığa götürür. Çünkü kadının neslin devamı için erkekle beraber olması şarttır. Üreme, salt mekanik bir sürece indirgenmemelidir, çünkü bunun için insanın yaratılışında çok boyutlu sistemler mevcuttur. Bir ayağı kırılınca toplum ayakta kalamaz. Mümkün olan ile Fıtri olan arasında bu yüzden ayrım yapılmalıdır. Kadınların, erkeksi mesleklerde çalışması mümkün iken, bu onun fıtratını/yapısını zorlamakta ve onu yıpratmaktadır. Bu da sosyal kaosa götürür. Radikal Feministlerin aileye karşı çıkışı, kadınlara erkeklerin üstünde bir kıymet atfetmeleri uzun süre dünyada tahakküm eden katı ataerkil zihniyete bir tepkidir. Yine tepkisel olan bu düşünce aynı zamanda hatalıdır.

Uzun saçlar karşı cinse içgüdüsel bir mesaj verdiği düşünülür. Şuur seviyesinde bilinmese de saçın misalen omuz seviyesine kadar sağlıklı olması onun en az 2 senedir vücut sağlığı hakkında karşı cinse mesaj vermesi söz konusudur. Mesela insanın zehirlenmesine sebep olacak maddelerin kokusu veya tadı genelde rahatsızlık vericidir. Bunu insan içgüdüsel olarak zararlı kabul eder. Büyük kedilerde idrar ile haberleşme, üreme mesajı verme de bilinen bir örnektir. Neticede kadının saçları erkeği bildiğimiz veya daha bilmediğimiz mekanizmalarla cezbetmektedir. Bu yüzden kadınların saçları güzelliklerinde etkili bir kriterdir. Yaygın kanaate göre kadının güzelliğinin diğer ölçütü de vücut hatlarıdır. Erkekte ise uzun boy ve geniş yapılı olma onun güçlü olarak algılanmasıyla cazibe oluşturmaktadır. Güzellik karşı cins olarak kadında doğurganlık ve erkekte hakimiyet hisleriyle bütünleşmiştir. Bilimsel çalışmalar koku, yüz hatlarındaki oranlar ve ses gibi farklı kriterleri beğenilme olarak gösterse de vücut hatlarının cinsiyete göre şekilleri etkili bir unsurdur(3). İnsanın sade hislerinin meyillerine gitmesi söz konusu olmadığı için ahlaki kuralları vardır. Bu sebeple güzelliği tek yönlü olarak bir hayvan gibi üreme amacıyla kullanması kanaatimizce düşünülemez. Doğada giyim-kuşama sahip tek canlı insandır.

İslam fikriyatında da kadın ve erkeğin giyim tarzına dair hükümler cinse göre değişiktir. Erkeğin giyimi için sade göbek ile dizler arasını örtmek farz iken(Muminun, 5), kadının giyimi daha detaylıdır(Nur, 31). Kadının her yerini süs kabul eden İslam, saçların ve vücut hatlarının gizlenmesini öğütlemektedir. Kadın ve erkekteki bu farklılığın sebebi fikrimizce kadının güzelliğinin kapatılmaya müsait olmasıdır. Çünkü kadın ve erkeğin el, kol, ayak ve yüz bölgeleri dışında kapatılacak bölgeleri güzelliği kapatmak amacıyla düşünülecekse farklı bölgelere tekabül eder. Kadının vücut hatları güzelliğini gösterirken, erkeğin güçlülüğü onun cazibesini gösterir. Erkek nasıl giyinirse giyinsin güzelliği kapatılacak bir cinsten değildir. Kadın ise örtüldüğü zaman hatlarını gizleyebilmektedir. Ayrıca saçlar da kadında ayrı bir yer tuttuğu için İslam bunun da kapatılması gerektiğini söylemiş olsa gerektir. Neticede örtünmenin güzelliği saklama maksadına hizmet ettiği yorumu yanlış olmaz. Bu itibarla kadın ve erkeğin doğalarından hareketle farklı giyinmeleri gerektiğinin söylenebileceği savunulabilir. Çünkü insanın sosyal düzeni aile yapısıyla birebir ilişkilidir.

Sosyal düzen aile birimlerinden oluşmuştur. Bu yüzden erkek ve kadının birbirine bağlı olması gerekir. Bu bağlılığın bir kolu da kıskanmadır ve giyim ile doğrudan ilişkilidir. Bilimsel olarak kıskançlığın beyinde idare edildiği bir merkezi olduğu veya en azından ilişkili bir bölge bulunduğu ispatlanmıştır(4). Yani en ideal düzen, insanın hayvandan ayrıldığı büyük bir farkını teşkil eden giyiminin kendi güzelliğini sadece partnerine münhasır kılacak surette sergilemesidir. Bu bakımdan İslami tasavvura kimi zaman yöneltilen kapalı giyinme, tesettür mantıksızlığı eleştirilerinin bu şekilde cevaplanabileceğini düşünüyoruz.

Kaynaklar:

1. Temel Kuaförlük Bilimi, Stephane Henderson.

2. Adnan Güriz, Feminizm, Postmodernizm ve Hukuk, Phoenix Yayınları, 2011.

3. Secret Signals, New Scientist Dergisi, 2004.

4. Neural Correlates of Envy and Schadenfreude, Science Dergisi, 2009.

5. Kuran-ı Kerim.

Reklamlar