Evrim Teorisi ileri sürüldüğü zamanın kabul ve bilgileri kapsamında ilginç bir tezdir. Ancak günümüzün gelişmeleri onun birçok sorununu açığa çıkarır ve tek bir sorun bile var ise bu tez terk edilmeliydi. Öte yandan revize edilip bugün hala yenilenerek savunuluyorsa bunun tek bir sebebi “taassup” olarak karşımıza çıkar.

1. Argüman: Genetik Geribildirimsizlik

geribildirim yok

Evrimcilik görüşü Darwin’in öngördüğü üzere insanın veya canlının dış organları ile doğa arasındaki etkileşime dayanır. Yani doğayla iç içe bulunan canlı, onunla etkileşir ve evrim geçirir. Güçlü olan kazanır. Bununla birlikte yeni özellikler açığa çıkan doğal değişimlere göre gerçekleşir. Misalen birçok evrimci dinozorların yok oluşu ile boşalan “biyolojik niş”in ortaya çıkardığı değişimin denizden karaya bazı canlıların gelişimini kolaylaştırdığını düşünür. Ancak burada vurucu nokta “doğanın dış sebepli evrimsel sonucu”dur. Kısacası dışarıda olaylara ikincil olarak canlı evrim geçirmiştir. Oysa ki değişim “genetik” düzlemde olmalıdır. Dinozorların yok oluşu genlere daha çok mutasyon yaptırmaz. Daha çok mutasyon yaptırsaydı bile, daha avantajlı mutasyon yaptırmaz.

Bu argümanda aslında ifade etmek istediğimiz şey: “olan biten her şey kodlarda, yani DNA’da olmaktadır”. Bu açıdan doğadaki işleyişler, sadece “genlere müdahale” ölçüsünde evrimle ilişkilendirilebilir. Lamarck’ın tezi gibi “sürekli dış organların değişiminin nesillere aktarılması” söz konusu değildir. Yani organları bir şekilde fiziksel olarak etkileyen hiçbir olgu evrime yol açmaz. Evrime sadece genetik değişiklikler yol açabilir. Bunlar ise Darwin’in açıkladığı gibi olmaktan çok uzak, olağanüstü karmaşık ve hassas süreçleri içerir. Genetik yapıya müdahale edip de bir düzen bile oluşturmak mümkün değil iken, bunun daha da avantajlı hale “canlıyı bozmadan” getirilmesi mümkün gözükmemektedir.

Öyle bir mekanizma olmalıydı ki “doğa-insan ilişkileri” genetik geribildirim yaratabilmeliydi. Genlerin organ düzeyine dikte ettiği bilgilerin geridönüşü olarak; doğadaki değişimlerin fonksiyonel düzlemde genetiğe aksedişi mümkün olsaydı, Lamarck tarzı bir evrim mümkün olabilirdi. Ancak günümüz genetik bilgilerimize göre böyle bir şey yoktur. Buna “genetik geribildirimsizlik” diyebiliriz.

2. Argüman: Ara Geçiş Formu Tanımlanamazlığı

Kambriyen

Mevcut iddialar açısından herhangi bir canlının ara geçiş kabul edilmesi “evrim varsayılmadan” mümkün değildir. Evrim var ise, tüm türler ara geçiştir. Çünkü evrim devam etmekte ve her tür diğer türlere dönüşeceği için bir “ara geçiş” yerine ikame edilebilir. Bu açıdan herhangi bir “ara geçiş formu” özel olarak tanımlanamaz. Dolayısıyla bu evrime delil yapılamaz. Çünkü ara geçiş formunun delili(ön koşulu) evrim iken, ara geçiş formunu evrimin delili saymak: totolojidir.

3.6 milyar senelik tek hücrelilerin 1.7 milyar senelik en eski çok hücrelilere evrildiği varsayılmıştır. Yani 2 milyar sene sadece tek hücreli sistemin organize olması için geçmesi gereken süre olarak kabul edilmiştir. Öte yandan Kambriyen devrinde yaklaşık “50 milyon” senelik bir zaman diliminde çok hücreli formların omurgalı ilk sistemleri oluşturduğu gözlenmektedir. Yani 2 milyar sene geçmesi sadece birkaç hücrenin bir arada yaşamasını başaracak ilerlemeyi sağlar iken, bu sürenin yaklaşık binde biri kadar bir sürede “doku, organ, çoklu organ sistemleri ve organizma kompleksinin tüm ayrıntıları ve genetik temelleriyle” oluştuğunu gözlemliyoruz. Bu ise “ani” bir değişimdir ve evrimsel ağacın aşamalı değişim veya kendiliğinden, doğal gelişme kuralını adeta alt üst etmektedir. Evrimciler arasında da ayrılıklara sebep olan bu hadiseyi bazıları “birden evrim olabilir” diyerek geçiştirmiştir. Halbuki bugün bildiğimiz karmaşık genetik yapının hassaslığının kendiliğinden birden oluşmasına imkan yoktur! Bazıları da belki fosiller yetersizdir, demektedir. İkinci açıklama ise çok daha vahimdir. Çünkü fosiller yok ise, biz neden evrimi kabul edelim? Fosiller gelene kadar evrimi reddetmek gerekir ki hiçbir zaman gelmeyeceğine göre evrimi niye kabul ediyoruz? Bu bilimi takip etmekten çok, zorla evrimi ispatlayana kadar araştırma ve zorlama yoluna gitmektir. Kısacası “ara geçiş formu”nu beklemeye hiçbir açıdan gerek yoktur.

3. Argüman: İnsanın Kategorizasyonu

İnsanın diğer hayvanlardan sadece derece olarak farklı ve gelişmiş olduğu evrimin esas iddiasıdır. Çünkü insan bir hayvan türü olarak kabul edilmektedir. O halde doğanın dengesini tek bozan, medeniyeti tek kuran, teknolojiyi üreten tek canlı olan, kültüre sahip yegane varlık, düşünmek üzerine düşünebilen ve sürekli kendisini yenileyen bir canlı olan “insan” ne yapmıştır da bu farkları gerçekleştirmiştir?

İnsanın saydığımız farkları, köklü ve göz ardı edilmeyecek kadar yüksek seviyeli farklardır. Hiçbir hayvanda teknoloji üretimi yoktur. Alet yapan hayvanlar olsa da, hiçbirisi nesline aktarım yapmaz. Ne biliyor ise kendi hayatında öğrenir. Ne olmuştur da, insan bu kadar fark yaratmıştır? Zeka ve bilgi birikimi bunu sağlamıştır iddiasına çok kuvvetli bir itirazımız var:

3.1. Zeka Argümanı:

Arılar ve karıncaların yuvaları bilindiği üzere çok karmaşıktır. Arıların kovanlarına erkekler giremez. Erkeklerin tek görevi sadece kraliçe arıyı döllemektir. Her kovanın içinde yavruları besleyen bölmeler vardır ve işçi dişiler bunları özel olarak besler. Onların beslenmesi de ayrı sınıflar halinde yapılır ve polenle beslenenler ilerde kraliçe adayı olur. İki kraliçe olunca kavga ederler, ya birisi ölür veya göç eder ve kolonisini alır. İçeriye bir böcek girer ise bunu öldürürler veya dışarı atarlar. İçeride ölenleri mumyalama işlemi gibi sarıp sarmalarlar. Misalen eşek arısı içeriye girer ise, onu çevreleyen dişi arılar belli bir vücut sıcaklığına çıkarır. Çünkü arıların dayandığı maksimum sıcaklık, eşek arısından fazla olduğu için yabancıyı ısıtarak öldürmesini de bilirler. Bütün bunların detayları da vardır ve arıların çok sistemli, zeka dolu, bilgi dolu bir dünyaları vardır. Bu arıların kovan yapıları değişmemektedir.

ari

İnsanların sırf zeki oldukları için veya bilgili oldukları için bu tür teknolojiyi üretebildiklerini varsayan tezin cevap vermesi gereken soru şudur: zamanında insanlar mağarada yaşayacak kadar bilgisiz iken bile arıların çok karmaşık kovanları var iken, niçin bu kadar zeki canlılar teknoloji üretememekte ve insan bunu başarmaktadır? Öte yandan maymun eğer ki, insana çok yakın ise niçin ilkel de olsa bir teknoloji üretmemektedir? Nesilden nesile bir aktarım yapan tek canlı insandır ve diğer hiçbir hayvan doğanın dengesini bozmaz, kültür üretmez, medeniyet kurmaz veya mevcuda medeniyet desek bile “bunu geliştirmez”.

Hayati olan nokta “gelişim”dir. Neden sadece insan? Bunu sadece “gelişmişlik” veya “zeka”, “bilgi” gibi şeylerde bulmak kabil değildir. Dolayısıyla insanın “hayvan”dan kategorik farkı bulunduğunu söyleyen tezler çok daha mantıklıdır. Bu devasa farklılıklar insanın “derece” farkı ile ayrıldığı tezini zora sokar.

4. Argüman: Kendini Yok Eden Varsayım

Evrim bilim olduğunu iddia ve dikte etmektedir. Bu bilimi de insan yapmaktadır ve bilimsel metodoloji gözleme ve mantığa dayanır. Pozitif bilimlerin dayanağı “tümevarım” yöntemidir. Evrim varsayımını aldığımızda karşımıza gelişimi hala devam eden bir hayvan çıkar: insan. Yani evrim devam etmektedir ve insanın sadece zekası veya bilgisi veya aydınlanması diğer hayvanlardan biraz üstündür. Evrim açısından bir hayvan olan ve gelecekte daha gelişecek olan insanın “mantığı” da gelişecektir. Peki bir hayvanın ve hatta kendiliğinden doğal süreçlerle oluşmuş bir canlının mantığı ile çıkarılan bilime niye güvenelim? Bilim neden doğru olmalıdır?

Bilimin temelinde “tümevarım” vardır. Yani sürekli birbirini çeken iki parçacığı gözleriz ve bu parçacıkların birbirini çekmesinin “kural” olduğu hükmüne varırız. Mantık bunu söyler. Sürekli camdan attığımız taşların yere düştüğünü gözleriz ve bunu farklı yerlerde tekrarladıktan sonra “çekim yasası” olduğu hükmünü çıkarır ve buna “bilimsel” deriz. Peki “tümevarım” yöntemini nasıl güvenilir kabul ediyoruz? Bunu bize mantığımız söylüyor ve bu mantık hala gelişimi süren bir hayvanın mantığı… Buna neden “gerçek” demeliyiz? Görüldüğü üzere insanın aklına güven kalmamaktadır. İnsanın aklını “akıllı olmak veya olmamak” ekseninde değil de; “düşük hayvan aklı, biraz yüksek hayvan aklı, gelecekteki daha yüksek hayvan aklı” temelinde anlar isek “bilimsel bilgi”nin de güvenilirliği kalmayacaktır. Bu açıdan bilim olduğunu iddia eden Evrim Teorisi de kendisini güvenilmez bilim olarak tanımlamak zorunda kalacaktır.

İnsan nereye kadar gelişeceği belli olmayan bir hayvan ise, ne kadar tamamlandığına nasıl karar verebiliriz? Sonsuza kadar gelişecek mi, yoksa çok az bir gelişme miktarı kaldı şeklindeki ikilemlere verecek hiçbir cevabımız yoktur. Çünkü Evrim öngörüde bulunamaz. Bu açıdan insanın “mantığının” ne kadar daha gelişeceği ve şimdi “gerçeği bulma” bakımından ne kadar yeterli bir mantık olduğunu çıkarsamak için elimizde bir ölçüt yoktur. Elimizde bilim yapmak için tek bir araç var: “tümevarım” varsayımı. Bunu da mantığımıza dayanarak, bize mantıklı geldiğini “sezdiğimiz” için yapıyoruz. Akıllı olmak veya olmamak şeklinde “kategorik” bakış açısı bu sorunu çözer idi. Ancak “derecelenmeci” evrimsel bakış açısına göre mantığımızın ne kadar doğruyu gösterecek kadar gelişmiş olduğunu veya ona niye güvenmemiz gerektiğini temellendirmemiz imkansızdır. Biz sadece seziyoruz ve bize mantıklı gelene “gerçek” diyoruz. Bir gelişmekte olan hayvan isek, daha almamız gereken çok yol olabilir. Bu açıdan şu anki bilgilerimizin tamamı birer halüsinasyon olabilir. Çünkü kendimizi dayandıracak bir temelimiz, evrim varsayımı ile yok olmaktadır.

Reklamlar