Serdar Ortaç özelinde, Müzik genelinde insanların özgür iradelerinin iptal olduğu bir mesele üzerine bir çift lafımız olmalı. Bakkaldan elma alırken her an için parayı vermeyiverip gerisingeriye dönerek elmaları iade etmek suretiyle bakkalın ülkesinden sonsuza kadar uzaklaşma potansiyelimiz vardır. Ancak bir “alınan nesne” olarak elmadan farklı bir doğaya sahip olan Müzik, işitildikten sonra geri dönüşü asla olmayacak bir yapıya sahiptir. Serdar Ortaç’ın söylemeye başlamasından itibaren artık onu dinlememiş olma potansiyelimizi kaybederiz. Yeni bir yapı kazanırız ve artık eski durumumuza gelmemiz mümkün değildir. Burada bir kavramdan da söz etmek gerekir;

Müzik Eziyeti, bir “eza” olarak karşımıza çıkan ve sosyolojik olarak incelenmesi, hatta hukuki in’ikasının ivedilikle yerine getirilmesi gereken, gerek aktüel gerekse uzun vadeli hayatı derinden etkileyen ciddi psikolojik güce sahip müzik anlayışına atfen kavramsallaştırmaya ihtiyaç duyduğumuz beyan tarzıdır.

Müzik, ses dalgalarından oluştuğu için gözle görülmez. Bu sebeple insanlar gözle görmediğini ciddiye almazlar. Modern teknolojinin insanlara dayattığı yeni düşünce dünyasında gözle görünmeyenlere inanılmamaktadır. Göze görünmediği halde bir sesin hayatın büyük bir parçası olabileceğine her nedense inanmıyoruz. Halbuki müziği oluşturan ses dalgaları, doğrudan doğruya insanın ruh halini değiştirmektedir. Psikolojik bir zeminde, günümüzde müzik türüne göre kişiler iç dünyalarını “tek tık” ile değiştirebilme ayrıcalıklarına sahiptir.

Her gün alışveriş merkezlerinde, restoranlarda, giyim mağazalarında, evlerin içini de çoktan istila etmiş olan televizyon kanallarının bir kısmında; hatta televizyon kanallarının müzik için özel olarak ayrılmamış, diğer tür yayın yapmak amacıyla kurulmuş öteki yayınlarının arka planında fon müziği şeklinde müziğe maruz kalmaktayız. İyi midir, kötü müdür veya doğru/yanlış mıdır diye sormamıza fırsat tanımadan doğrudan ve direk olarak müzik insanı, herkesi işgal etmiş durumdadır. Yeter ki, Serdar Ortaç bu yaza damgasını vurmaya karar vermiş olsun, bütün insanlar onu dinlemek zorunda olmaya hazırlanacaktır!

Melodiler kulağa ulaştıktan sonra artık geri dönüşü yoktur. Dalgalar, insanı ve herkesi etkisi altına alma konusunda beyinle iç kulak masasında bir müzakerede bulunma gibi bir zahmete girmez. Müzik duyulduğu andan itibaren artık hakimiyet kayıtsız şartsız müziğindir! Arzu edenlerin istedikleri her yerde ve her zaman istediği kadar insanı, istediği ruh haline sokabilme hakkının meşru ve makul addedildiği bir dünyada yaşıyoruz. Beynimizin içine sorgusuz sualsiz, “bodoslama”, dilekçe-evrak vermeden, hiçbir şeysiz dalanlara insanlar olarak bir çift lafımız olmalıydı. Neydi o laflar? Birisi çıkıp “hamile kadınlar dışarıda gezmesin” dedi diye ağzı burnunda bir grup kadın sokağa çıkıp eylemler yapmasını biliyorlar, “üç çocuk” ifadesinden mahremiyetlerinin tehdit altında olduğu anlamını çıkartmasını biliyorlar; o halde, içimizden birilerinin çıkıp alenen müzik çalmanın yasaklanması ve kulaklık kullanımının yaygınlaştırılması konusunda hukuki bir çalışma başlatması gerekirdi. Çünkü beynimiz kanımca vücudumuzun en mahrem organıdır, bu sebeple beyinden içeri kalleşçe giren ses dalgaları ile hukuki bir mücadele başlatmak lazım gelir. Alışveriş yaparken, yemek yerken, sokaktan geçerken, yolculuk esnasında veya uçarken beynimizin içine EMRİVAKİ giren bu bilgilerin Beynin Mahremiyeti ile olan çatışmasını ciddiye almak zorundayız!

Reklamlar