Sürekli atıp tutulan ancak hiçbir zaman hakikati konuşulmayan bir noktayı dile getiriyorum. Berkin Elvan’ın katili kimdi? 14 yaşında bir çocuğun ne suçu vardı ki onu öldürdüler? Neden onu öldürmek istediler? Onu öldürmeselerdi ne kaybedeceklerdi ve öldürdükten sonra ne kazandılar? Kim kazandı? Bir çocuğun ölümü kimlere neler kazandırabilir? Şayet bu çocuğun ölümünden kârlı çıkan ve bir şeyler uman her kimse işte bu ölümün kazançlısı ve sorumlusu da o olacaktır. Açık ve sarih. Şimdi bir göz ucuyla bakalım.

Lafı çok uzatıp toplum psikolojisi üzerine bir analiz yapmaya gerek yok. Ancak şu var ki bütün hükümetler döneminde değişmez kuraldır; uçan kuştan iktidar sorumlu tutulur. Dünyanın her yerinde ve özellikle özgürlüğün aşırılaştığı, hür düşünce kılıfı altında istenilen her şeyin söylenebildiği dönemlerde ortalığı karıştırmak çok kolaydır. İnsanların büyük bir kesimi de hiçbir konuda araştırma yapıp okuma, inceleme zahmetinde bulunmak istemez. Bu yüzden kolayına gelene, yaygın olana inanma eğilimine girer. Ancak bunların hiçbirisi ölçü değil. Sırf böyledir diye şu olayın gerçeği bu şekildedir diye bir genelleme yapamayız, yapmamalıyız. Her durum kendine özgüdür. Berkin Elvan’ın ölümünün sorumlusunu, sloganların etkisinde kalmadan sislerin arkasındaki katili görerek saptamak gerekir.

Ölümünün sebebi biber gazı. Biber gazı dünyanın birçok ülkesinde sivillerin kullanımına kapalı, sadece güvenlik güçlerince veya polislerce kullanılabilen bir madde. Yasalar bunun isyan kontrolü durumunda polisin inisiyatifi ile kullanılabileceğini söylüyor. Biber gazına maruz kalan bir insan geçici körlükten ölüme kadar birçok risk altındadır. Biber gazı kullanılmalı mıydı? Bu polisin kullanmasından çok önce başlatılmış ve sonuçlandırılmış bir tartışmadır. Bu tartışma hukukçulara aittir. Hukuk uzmanları bu risklerle faydaları mukayese eder ve ölüm riskinin efektifliğini ölçer, sonuca ulaşır. Yani neticede artık bu yasal ise konu kapanmıştır. Polis bunu kullansın mı, kullanmasın mı diye bir konu tartışılmaz. Nitekim biber gazı uzmanlarca tartışılıp yasal olduğuna hükmedildiğine göre bunu irdelemenin bir anlamı yok. Biber gazı yasaldır. Bunda büyük günah vardır diyenler uluslararası hukukçuların içinden bir zahmet günah keçilerini bulmalıdır.

Demek ki biber gazı kullanılmalı mı, kullanılmamalı mı, böyle bir tartışma yok. Polis göstericileri uyarır, biber sıkılacağını söyler. Nitekim Gezi Olayları’nda da bunu yaptı. Önce uyardı. Protestoculara süre tanıdı ve buradan çıkın dendi. Bilindiği gibi camekanlar indirildi, otobüsler yakıldı, polis arabaları ters çevrildi, bankamatikler kırıldı, kaldırım taşları söküldü, bankalar yağmalandı, parti il binaları talan edildi, sokaklar savaş alanına çevrildi. Bunların hepsini gördük ve bunların bir mazereti olamaz. Toplam ülkeye zararı 139 milyon lira. Kalabalığın hepsi bunu onaylamış diyemeyiz. Ancak kalabalığın olduğu her yerde tarih boyunca bilinir ki böyle kargaşadan nemalananlar olacaktır. Kalabalığın içine katılıp buna destek verenler de aynen bunu bildiği halde destek verdiğine göre o da suça ortaktır. Ayrıca bu kadar kaldırım taşını söken, bankaları talan eden insanlar pek de az kişi değildir. Bazı insanlar da polisin bunlar olmadan önce müdahalede bulunduğu, polis müdahale etmeseydi bunlar olmayacaktı gibi komik bahaneler bulmaktadır. Her şeyden önce polisin herhangi hiçbir müdahalesi bu kamu malına yapılan zararın gerekçesi olamaz. İkincisi de polis zarar ortaya çıktıktan sonra değil, önce müdahale eder. Bu dünyanın en doğal şeyidir. Tekrar konuya dönersek; polis uyarıyor ve insanlar oradan çıkmıyorlarsa biber gazının risklerini kabul ediyorlar demektir.

Resim

Polis diyor ki, çıkmazsanız biber kullanacağız. İnsanlar da çıkmıyorlar. Tekrar uyarıyor ve biberi kullanmaktaki yasal hakkını icra edeceğini söylüyor. Biberin ölüm, yaralanma, kör olma gibi riskleri mevcut. İnsanlar da polis de hukukçular da bunu biliyorlar. Bu biliniyor ve bilinmesine rağmen bu artık yasalaşmış ve riskleri getireceği faydaya göre kabul edilmiştir. Çünkü isyancıları dağıtmakta etkili bulunmuştur. Bunun yerine polis köpekleri, silahlar kullanılabilirdi. O zaman can kayıpları daha fazla olurdu. Yani polis bir şekilde oradaki insanları dağıtmak, yasadışı gösterilerin ortaya çıkaracağı maddi kayıpları -dolaylı olarak da can kaybı gibi görülebilir- en aza indirmek zorundadır. Bu itibarla risklerine rağmen biberi kullanır. Bu riskleri oradaki insanlar da bildiği halde hala uyarıların tekrar tekrar yapılmasından sonra orada bulunuyorlarsa hüküm çok açıktır. Hele hele, bu insanlar ölüm riskinin de az da olsa bulunduğu bu gazların sıkılacağını bile bile küçük çocukları da eylem mekanında bulunduruyorsa bu riski çocuk için de göze aldıklarının göstergesidir. Yani Berkin Elvan’ı oraya getirenler oraya gaz sıkılacağını biliyordu. Gaz sıkılan bir yerde ölüm riskinin olacağını da biliyordu. Çocukların gazdan daha çok etkileneceğini veya her şartta daha hassas olacaklarını da biliyorlardı. Bile bile bu risklerin hepsini aldılar. Muhtemelen dediler ki, çocuk ölürse daha çok bağırma şansımız olur. Çünkü ölüm gibi olumsuz durumlarda insanlar daha az akılcı davranır. Bu da demagoji, duygu sömürüsü, “mantıksız da olsa” propagandaya müsait bir ortam hazırlar. Özetle:

1. Polisin bu gibi olaylarda gaz sıkma yetkisi vardır.

2. Polis gaz sıkacağını bildirmiştir, orada bulunanlar da bunu bilmektedir.

3. Gazın körlükten ölüme kadar riskleri olduğunu herkes bilmektedir.

4. Bu risklere rağmen orada bulunmaya devam ederlerse olacaklardan sorumlu olduklarının da bilincindedir.

5. Çocuklar için riskler daha fazladır.

6. Berkin Elvan bir çocuktur.

7. Çocukların gaz sıkılacağı “kesin” olan bir yerde tutulması ve uyarılara rağmen çıkarılmaması riski kabuldür.

8. Riskleri kabul ettikten sonra ölümün veya yaralanmanın gerçekleşmesi normal bir olaydır.

Şuna da dikkat etmek gerekir ki, bu çocuğun ölümünden kim kazançlı çıkabilirdi? Tabi ki muhalefet. Çünkü ne kadar insan ölürse o kadar olumsuzluk, o kadar çok da hükümet kusuru olacaktır. Hükümet bir insanın ölmesini ister miydi? Tabi ki hayır. Çünkü aleyhine o kadar propaganda yapılacaktı. O halde bu çocukların ölme ihtimalinin her şekilde arttırılmasının amaçlanması muhalefetin kesinlikle hedefleri arasında olacaktır. Sonuçtan başa giden bu akıl yürütme ile sorumluyu bulabilirdik.

8 maddede özetleyebileceğimiz bu olayın sorumlusu kimdir? Tabi ki olacakları başından beri bilen eylemciler. Herkes yasaların da polise tanıdığı haklar dolayısıyla orada gaz sıkılacağını biliyordu. Bilmeyenler olabilir ve belki de vardı. Ancak zaten gaz sıkılmadan önce yeterince uyarı yapıldı. O mekandan çıkmak için bir girişim olduğu sürece polis çıkmaları için zaman tanıyacaktı. Çıkmadılar ve gaz sıkıldı. Bu kadar açık ve sarih. Gaz sıkıldığı için de çocuk öldü. Ölebileceğini ölmeden önce de biliyorduk. VE öldü. Bunda şaşırılacak, hayret edilecek veya polisi suçlayacak hiçbir durum yok. Ortaya çıkmış olan sonucun olabileceğini olay gerçekleşmeden önce de biliyorduk. Ancak meseleyi akılcı olarak ele almadan ne olup bittiğini bile sormayıp doğrudan doğruya Berkin Elvan karikatürleri, sloganları, türküleri ile “akılsızcı metod”u benimsemek de bir seçimdir. Mesele bu kadar net olmasına rağmen bir Berkin Elvan literatürünün oluşturulması sosyolojik olarak gelecekte incelenecektir. Bunun sebebi olarak naçizane fikrimi de şöyle özetleyebilirim:

1. İnternetin kontrolsüz sürati.

2. İnternet kullanıcılarının çoğunlukla 20 yaş altı çocuklar olması.

3. İnternet kullanıcılarının ehliyetsizliğe bakılmaksızın yayın yapabilmesi, yani “kontrolsüz çocuk yayını”.

4. İnsanların sosyal medya yayınlarının “çoğunun” çocuklarca yapıldığını bilmeden ciddiye alması/araştırmaması.

5. Bilgi kirliliği ve arkaplan bilgisizliği kıskacının geriliminde insanların bir yere taraf olma ihtiyacı.

Reklamlar