Sıkılmak. İnsanlığın evrensel sorunu. Bir başka kelimeyle “daralmak”. Psikolojideki haliyle “anxiety”. Evham, anskiyete. Sebepsiz yere sıkkınlık-bıkkınlık. Altında bir durum yatabilir, ancak speküle edilmesi gereken şey nasıl olduğudur. Ondan da önemlisi insanın bununla nasıl baş edebileceğidir. Yapacağım spekülasyon da bunu içerecek.

Anxiety. Boğulma, sıkışma, sıkışıklık veya darlık. Etimolojik olarak Eski İngilizce’de “enge” kökünden gelir. Enge. Darlık, ensizlik anlamına gelir. Dünyanın daralması, AN’a hapsolmak. Kısıtlanmak. Mahkum, mazbut, mahpus. Bir şekilde çıkamamak. “Çıkamıyorum”. Çıkılamama hissi. Sürekli kendi etrafında dönme. Aynı şeyi sürekli ve sürekli düşünme hali. Hücre hapsi gibi. Anlamsızlık. Anlam için süreç gerekir çünkü. Kısır bir düşünsel süreç. Namütenahi bir akıl yürütme. Durmaksızın aynı şeyi düşünme, bir sonuca varma ve tekrar aynı şeyi düşünme. Bir sonraki aşamaya bir türlü gelememe durumu. The Edge(1997) filminde A. Hopkins tam bunu anlatan bir konuya değinir. Üç adam ormanda uçak kazası sonrası kaybolurlar ve “sıkılırlar”:

“Okuduğum ilginç bir kitapta, ormanda ölenlerin çoğunun utançtan öldüğü yazılıyordu. Evet, utançtan ölüyorlar. Neyi yanlış yaptım, bu duruma nasıl düştüm diye düşünüp, sonra da utançtan ölüyorlar.”

Aslında tipik bir “anxiety”. Ormanda kaybolunca sıkılıyorlar. Daralıyor ve düşünsel olarak kısır bir döngüye giriyorlar. Neyi yanlış yaptıklarını düşünüyorlar. Sonra bulunca veya bulamayınca tekrar neyi yanlış yaptıklarını düşünüyorlar. Sonra tekrar… Sonunda da ölüyorlar. Bence “anxiety” tam olarak budur. İnsanın kendisine sorduğu veya cevabını aradığı bir soruya cevap bulunsa da bulunmasa da veya cevap önemli olsa da önemli olmasa da insan sabit bir şekilde “soru sorma” aşamasına takılıp kalıyor. Charles Morse(A. Hopkins) devamında şöyle der:

“Hayatlarını kurtaracak olan tek şeyi yapmıyorlar… Düşünmek.”

Anxiety. Düşünememe. Düşünmeye başlayamama. Mütemadiyen AN’ın içinde kalma, bir türlü şimdiden dışarıya çıkamama. Bu yüzden tedavisinde psikoterapi uygulanır. Psikiyatr hastayı düşündürmeye çalışır. İkna eder. Bütün olanların bir açıklamasına ulaşmasını sağlamaya çalışır. Bence kişi sıkı(l)şmadan sonra kendisini “mekanik” olarak düşünmeye sevk etmelidir. Bir sonrasını, sonraki saati, sonraki günü, sonraki yılı ve hatta hayatının sonunu düşünmelidir. Sonraya çıkmayı başarırsa düşünsel bir genişlemeyi sağlayabilir. Daraltının önüne geçmek için bulunulan AN’dan çıkmak gereklidir. Kişi bunu ancak kendisinin farkında olduktan sonra, mekanik olarak yapabilir. İşe yarayıp yaramayacağını düşünmeden alternatif/potansiyel tüm “sonraları” düşünmelidir.

Reklamlar