“İçimizdeki doğal arzular, bu arzuların objesi olduğunu gösterse de, bu objelere mutlaka ulaşacağımızı garanti etmez: Suya karşı arzumuz suyun varlığını gösterir ama susuzluktan ölmeme garantisi vermez.” (s. 95).

Caner Taslaman, “Arzu Delili: Arzulardan Allah’a Ulaşmak” adlı makalesi ile içimizdeki arzuların varlığının Allah’ın varlığına bir delil/argüman olduğunu savunuyor(1). Peter Kreeft’ten alıntıladığı üzere, doğal ve suni arzular var imiş. Bu arzuların doğal olanları içten geliyor, buna karşılık suni arzular ise dışarıdan, toplumdan, çevreden ve reklamlardan “ediniliyormuş”. Yani doğal arzular hepimizde ortak iken, suni arzuların kişiden kişiye değişmesi temel farkmış(s. 68). Taslaman’ın daha ilk adımdan kabul edilmesini beklediği bu varsayımları şimdilik sorgulamayacak ve argümanındaki diğer kusurlara işaret etmeye çalışacağım.

Taslaman’a göre güya hiçbir insanın itiraz etmeyeceği, herkesin üzerinde uzlaşabileceği 6 temel arzu vardır(s. 64). Bunlar: 1. Yaşam arzusu, 2. Korkuların giderilmesi arzusu, 3. Mutluluk arzusu, 4. Gaye arzusu, 5. Şüpheden uzak bilgi edinme arzusu ve 6. Başkaları tarafından iyi davranılma arzusudur. Yine bu arzular müellifin ısrarla üzerinde durduğu gibi birbirine indirgenemeyecek temel ve doğal arzular imiş. Birbirine indirgenememesi konusunun önemli olmasının sebebi, Taslaman’ın bu durumu tezinin orijinal ve yeni bir tez olmasına bir gerekçe göstermesidir. Bunu birleşmeli tümevarım veya delillerin birleşmesi(consilience of induction) şeklinde takdim etmekte(s. 97) ve dipnotunda şöyle diyor:

“Bu delilin önceden ileri sürülmüş olan arzu argümanlarından farkı, bu makalenin ilk hali olan İngilizce isminden ‘Argument from the Ontology Required by Natural Desires: Finding the Water of Life Where Others Drown(Doğal Arzuların Gerektirdiği Ontoloji Delili: Başkalarının Boğulduğu Yerde Yaşam Suyu Bulmak)’ de anlaşılmaktadır. Bir arzunun kendisi yerine “farklı doğal arzuların gerektirdiği ontolojiyi” delilin temeli yapmak, bu makaleyi orijinal kılan husustur.”

Bu arzuların birbirinden farklı arzular olup olmadıkları hususunda söz söyleme hakkımı mahfuz tutup, öncelikle kanaatimce terimsel yanlışlıkları belirlemek istiyorum. Her şeyden evvel arzunun tanımını yapmayı arzu etmeliyiz. Arzu; bir ihtiyacı karşılaması için veya başka bir sebeple bir nesneye veya duruma karşı duyulan özlem, eğilim, meyil veya şevke denir. Bir şeye arzu duyulması için o şeyin var olması, var olduğunun sanılması ve yine o şeyin arzu eden için sahip olunmayan bir şey olması gerekir. Çünkü arzu edilen şeye, arzu eden kişi meyleder. Birinci doğal arzu diye bahsedilen “Yaşam arzusu” diye bir şey olabilmesi için yaşama meyledilmesi, yaşamanın istenilmesi, yaşamaya ihtiyaç duyulması lazımdır. Yaşamaya meyledemeyiz. Çünkü yaşamanın tam ortasında, içinde, bünyesinde bulunuyoruz. Bir şeyin içinden, o şeye hareket edilemez. Yaşama istek duyulması için, yaşamanın bizde namevcut olması(yani olmaması) gerekirdi. Yaşamamanın ne olduğunu kim tecrübe etmiştir ki, yaşamayla yaşamamayı mukayese etsin ve yaşamıyorken yaşama durumuna ihtiyaç, iştiyak, istek veya arzu duysun? Yaşamın zatına, kendisine değil; yaşamın sürecinin/süresinin içindeki mutluluklara arzu duyulabilir. Bu arzulara yaşama arzusu, yaşamayı sürdürme arzusu denemez. Yaşam arzusu diye bir şey yoktur. Taslaman’ın bu tanımı ya üçüncü kategori olan mutluluk arzusuna veya ölümden korkmanın ortaya çıkardığı yaşamayı sürdürme dürtüsüne bağlanabilen ve ikinci kategori olan korkuların giderilmesi arzusuna indirgenebilir. Yani yaşam arzusu diye farklı ve indirgenemeyen bir arzu türü yoktur.

Diğer arzuları tahlil ederken, mutluluk ve korkuların giderilmesi arzularını bir kenarda bekletelim. Dördüncü(!) arzu olan gaye arzusuna geçelim. Yazara göre her insanın içinde gayesel anlama temayülü vardır(s. 74). Her insan bu yüzden evrenin ve kendisinin gayesini öğrenmeyi arzu edermiş. Peki bu arzu varsa(!) da beşinci arzu olan “şüpheden uzak bilgi edinme arzusu”na indirgenemez midir? Cevabın olumsuz olduğunu sanmıyorum. Peki Taslaman bunları hangi mantık ve izan ile birbirine indirgenemeyecek farklı arzular şeklinde takdim etmektedir? Eklemek gerekir, bilgi edinme arzusu da mutluluk arzusunun bir aracıdır. Yine üçüncü arzuya indirgenebilir. Nitekim Taslaman da bunu teyit edercesine “Aristoteles’in de işaret ettiği gibi mutluluk için önemli şartlardan biri haz veren olguların içeriğinin gerçek olmasıdır”(s. 77) şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştur. Madem bilgi edinme ve şüpheden uzak kalma gibi arzular mutlu olmanın bir aracıdır, neden bunlara mutlu olmaktan farklı doğal/temel arzular denmiştir? Neden birbirine indirgenemeyeceği ifade edilmiştir?

Şüpheden uzak bilgi edinme konusu sadece mutluluk ile ilişkili de değildir. Şüphe, yani kuşku; Türkçe’de etimolojik olarak “kuş”tan gelir. Yani kuşku aslında, “kuş gibi korkup ürkmek”ten gelir. Yani kuşkudan kurtulmanın içinde korkuların giderilmesi arzusu bulunur. Bunun korkuyla ilgili olduğundan emin olması için insanın kuşkunun/şüphenin nasıl bir duygu olduğunu biraz düşünmesi yeterlidir. Yani bu arzu korkuların giderilmesi arzusuna indirgenebilir. Temel bir arzu değildir ve diğer belirttiğimiz iki arzunun(mutlu olma ve korkuların giderilmesi) aracı pozisyonundadır.

Sonuncu arzu olarak Taslaman “başkaları tarafından iyi davranılma arzusu” şeklinde tam anlamıyla tuhaf bir kategoriden bahseder. İyi davranılma, incitilmeme, şefkat ve sevgi ihtiyacı tekrar belirtelim ki, mutluluk arzusuyla yakından ilintilidir. Kötü davranılmama isteği de ikinci arzunun bir türüdür. Görüldüğü gibi yazarın makalesine derc etmiş olduğu iki arzu dışındaki diğer hiçbir arzu diğerlerine indirgenemez değildir. Farklı arzular veya kategorilere izafe edilemez. Bu nedenle bunların hepsinin aynı ontolojiyi gerektirmesi durumu güç kaybetmektedir.

Bu arzuların birbirinden farklı olarak aynı ontolojiyi birleşmeli tümevarım ile desteklediğini şayet kabul etmiş olsaydık, söylemeye mecbur olacağımız sözlerimiz tükenmiş değildi. Şöyle ki, bir arzunun, istenilenin, her şeyin gerçekleşebilmesi her halükarda bir güce, yaptırıcılığa bağımlıdır. Her fiil, her talep, karşılanması için bir iktidara muhtaçtır. Burada bütün arzuların -sanki- çok farklı yerlere işaret edebilecekken, çok farklı şeyleri gerektirebilecekken birden bire ve şaşırtıcı, ısrarcı bir şekilde bir kudreti gerektirmesi, ona işaret etmesi söz konusu değildir. Misalen, koltuk altımızda bir pire ne tarafa dönerse dönsün nasıl yine bize dönmüş oluyorsa ve bunda bir gariplik yoksa; aynı her fiilin, arzunun bir iktidar ve gerçekleştirici gerektirmesinde şaşılacak bir şey yoktur. Bu mantıki bir mecburiyettir. Dolayısıyla bu durum Taslaman’ın ima ettiği gibi tam adresi gösteren orijinal bir delil olamaz. Kaldı ki, gösterse ne olurdu? Yani arzularımızın yerine getirilmesi için bir “yerine getiren sebep” gerekir. Diyelim bunlardan birisi Allah olabilirdi. Biz arzularımızın gerçekleşeceğine kesin bir bilgi ile inanıyorsak, o halde Allah’ı varsayabiliriz. Ancak bu bir argüman değildir. Arzularımız yerine gelecek midir? Bir insan buna kolayca olumsuz cevap verebilir.

Şimdi başa tekrar dönelim. “İçimizdeki doğal arzular, bu arzuların objesi olduğunu gösterse de, bu objelere mutlaka ulaşacağımızı garanti etmez: Suya karşı arzumuz suyun varlığını gösterir ama susuzluktan ölmeme garantisi vermez.” (s. 95). İçimizdeki doğal arzuların aslında 6 tane olmadığını zaten göstermiştim. Yine bu doğal arzular olsaydı bile bunların varlığı, bunların objesinin varlığının mevcudiyetinin ispatı olamaz. Yani suya karşı arzumuz suyun varlığının ispatı olamaz. Bu hezeyanın bir örneklemesine bakalım:

1. Her doğal arzunun, kendisini tatmin edecek objesi mevcuttur.
2. Ahiret yaşamı; insanların doğal, doğuştan var olan bir arzusudur.
3. Öyleyse ölümden sonra ahiret yaşamı vardır(s. 93).

Bu yaklaşımın ilk iki maddesini kabul etmek için hiçbir sebep yoktur. Önce her doğal arzunun objesi vardır diye bir realiteden bahsedilemez. Sonra ise her insanın ahiret arzusunun mevcut olduğu neye dayanmaktadır? Üçüncüsü de, ahiret arzusu olsaydı bile, bunun doğal bir arzu olduğu ve yaşanılan toplum veya reklam gibi sonradan kazanılmış bir arzu olmadığı yani suni bir arzu olmadığı nasıl söylenebilecektir? İşte bu sorular üçüncü maddenin reddini gerektirmektedir. İlk maddeye karşı biz de şu argümantasyonu kullanabiliriz:

1. Olduğu sanılan bir obje arzu edilebilir.
2. Zannedilen obje gerçekte mevcut olmayabilir.
3. O halde olmayan bir obje arzu edilebilir.

Doğuştan her insanda mevcut olan bir arzu olduğunda ve görünürde objesi olmadığında Taslaman’ın mantığı bu “olmadığı görülen objenin” olması gerektiğini söylüyor. Öte yandan bir arzuyu temel kabul etmek için koyduğu şartlardan birisinin “objesi olan arzu olmak” olduğunu söylüyor. Yani bir arzuyu temel kabul etmek için objesinin olması şartını koyuyor(s. 68). Ancak bunun tam tersi olduğunda, yani ahiret arzusu gibi görünürde mevcut olduğunu idrak edemediğimiz bir varlığın arzusu söz konusu olduğunda bunun doğal bir arzu olmadığını söylemiyor. Bunun yerine yeni bir tanım yapıyor, bu arzuyu da objesini de yok saymak yerine, objesini mevcut kabul edip arzuyu da doğal addediyor. Mesela Peter Kreeft’in verdiği örnekte “Oz dünyasına gitme arzusu” diye bir arzuyu “Oz dünyası olmadığı için” doğal olmayan arzu olarak kabul ediyor. Aynı şeyi ahiret konusunda yapmıyor, çünkü argümanın başlangıcından beri aslında ahiretin var olduğunu varsaydığının farkında değil. Bir çorabı ters çevirmek gibi, arzu hakkında objeden hareketle yorum yapacağına, objeyi varsayıp obje hakkında arzudan hareketle yorum yapıyor. Bu ise bir totolojidir. Arzu Delili diye sunulan argüman Ontolojik Argüman gibi Tanrı’nın varlığını ispat ettiğini öne süren sahte bir argümandır.

Dipnotlar:

1. Caner Taslaman, Allah, Felsefe ve Bilim, İstanbul Yayınevi, 2013.

Reklamlar