İlahi bilgi iletim tarzı olan Vahiy ile beşeri kaynaklı bilgi iletim tarzı olan Akl’ın birbirinden farkı üzerine dikkat çeken bir yazarın önemli gördüğüm bir yorum hatasını izah etmeye çalışacağım. Türkiye’nin ilk atom mühendisi olan Ahmet Yüksel Özemre bir eserinde* şöyle diyor:

“Cenab-ı Rabbül-Alemiyn: ‘Ve andolsun ki Biz, eğer dilersek, sana vahyettiğimizi izale etmeğe de muktediriz; sonra Biz’e karşı kendine bir vekil de (yardımcı da) bulamazsın’ (XVII/86) beyanıyla 1) Hz. Peygamber’e vahyettiğini kendisine unutturmağa da muktedir olduğunu, ve 2) unutulan vahyedilmiş bilgiyi Peygamber’in ihya ve ibka etmesi için kendisine Akıl dahil hiçbir şeyin yardımcı olamıyacağını ikaz etmektedir. Bu ayet vahyedilen bilgiye Akıl yürütmek yoluyla denk olacak bir bilgi elde etmenin mümkün olmadığının da delilidir.”

Her şeyden önce ayetin yorumu hatalıdır. Vahiy yoluyla verilen bilginin Akıl yoluyla asla bilinemeyeceğine dair bir anlama söz konusu. Buna delil gösterilen ayetin dikkatli okunması gerekirdi. Tekrar okuyalım:

“…Biz dilersek, sana vahyettiğimizi izale etmeğe de muktediriz; sonra Biz’e karşı kendine bir yardımcı da bulamazsın.”

Özemre’nin teviline bakılacak olursa, buradaki iki cümle parçalanmaktadır. Parçalanma hareketi hatalıdır. Çünkü parçalandığında çıkarılan mana farklı, asıl metindeki bırakılan intiba farklıdır. Parçalandığında şu sonuç çıkmaktadır:

1. Unutturmaya muktedirdir.
2. Unutulan tekrar akılla dahi hatırlanmaz.

Halbuki metin parçalara ayrılmadan şöyle anlaşılmalıydı:

“Biz dilersek sana vahyettiğimizi izale etmeğe muktediriz; (BU DİLEDİĞİMİZ İKTİDAR ÖYLE BİR İKTİDAR OLUR Kİ) sonra bize karşı vekil de bulamazsın.”

Paranteze konulan cümle ek ve yeni bir bilgi içermemektedir. Ayetin manasını açmaktadır. Yani ayette de belirtildiği gibi “dilersek izale ederiz” ifadesi izalenin şeklini de ihtiva eder. Yani Allah dilerse, Muhammed’e bu vahyi unutturabilir. Sonra “unutturmaya niyet etmiş olduğu” vechesiyle bir daha da Muhammed bu konuda muvaffak olamaz. Çünkü iktidar sahibi Allah’tır. Ancak buradaki “bağlam içi unutturma” hadisesini bir kural olmak manasıyla ve kasdıyla “VAHYİN AKLIN HİÇBİR ŞARTTA ULAŞAMAYACAĞI BİLGİLERİ İHTİVA ETMESİ” şeklinde yorumlamak hatadır. En hafif tabirle geçersizdir.

Buradaki “vahiy bilgisini tekrar elde edememe” durumu Allah’ın niyeti ile doğrudan ilişkilidir. Yani Allah’ın bir konudaki niyetine karşı gelecek bir güç olmadığı için, unutturuyorsa bir daha o bilgi geri gelmez. Ancak bu “vahiy bilgisinin akılla elde edilememesi” durumu sonucuna ulaştıran bir durum değildir. Meseleyi somutlaştırmak için durumları karşılaştırıyoruz:

1. Vahiy vermeseydik, asla vahiy bilgisine İnsan olarak ulaşamazdın.

2. Vahiy vermeseydik, asla vahiy bilgisine Muhammed olarak ulaşamazdın.

3. Vahiy verdikten sonra, onu unutturursak, asla vahiy bilgisine tekrar ulaşamazsın.

Bu bildiriler arasındaki farklara dikkat edilmelidir. İkincisinde vahiy bilgisinden habersiz olan Muhammed’in, onu almasaydı, ona ulaşamama durumu anlatılmaktadır. Bu mümkündür. Ancak bu imkan, ilk bildiri ile aynı manayı taşımaz. Muhammed’in özel durumu, kapasitesi, bilgi kaynakları göz önüne alınarak genel kural olmamak kaydıyla böyle bir ifade doğru olabilir. Ancak ilk ifade, tamamen bir KURAL mahiyetindedir. İnsanın hiçbir zaman bunu başaramayacağını ifade eder. Bu ayrım ilk iki bildiri arasında yapılmalıdır.

İkinci ayrımı da, üçüncü bildiriyle ilki arasında yapmalıyız. İlkinde bir kural mevcuttur. Üçüncü bildiri ise tartışmaya açık olmayan bedih bir çıkarımdır. Allah bir kişiye bir şeyi unutturduğunda onu insanın hiçbir şekilde geri getirmesi mümkün olmaz. Ancak burada vurgulanan nükte, üçüncü bildiriden ilkinin çıkarılamayacağıdır ve Özemre bunu yapmıştır. Yani üçüncü bildiride özel bir durum ve şarttan bahsedilmektedir; ilk bildiride ise bir kuraldan bahsedilmektedir, yani geneldir. Yorumsama hatası da tam bu yerde yapılmıştır ve özel durumdan kural çıkarılmaya teşebbüs edilmiştir. Şimdi ilk başa geri dönüp cümle parçalamadaki hataya bakalım:

1. Unutturmaya muktedirdir.
2. Unutulan tekrar akılla dahi hatırlanmaz.

Buradaki ifade doğrudur. Unutulan (vahiy) tekrar geri gelmeyecektir ve bir daha o bilgiye ulaşılamayacaktır. Ancak UNUTULAN olmayan, daha doğrusu UNUTTURULAN olmayan vahiy bilgisinin henüz vahiy hiç ortada yok iken, asla AKIL veya başka yollarla bilinemeyeceği sonucuna genellemek saf mantıksal çıkarıma dayanmaz. Yani gelmeyen vahiy, UNUTTURULAN vahiydir, ancak Özemre bunu tüm vahiyleri her şart ve durum için genellemiştir. Bizse Kuran’ın veya önceki vahiylerin insanları uyarmak için gönderilmiş olduğunu, ancak vermeleri gereken mesajın birçok kısmına AKIL yoluyla ulaşılabileceğini söylüyoruz. Yani Kuran, aklını kullanmayan insanlar için bir lükstür. Kuran bu anlamıyla tam da bu yüzden, kendi ifadesiyle bir RAHMET’tir. Yani insanın gerçekleri bulabilmesini kolaylaştıran bir ilahi bilgidir. Mesajının özüne dair birçok işaret(yani ayet) tabiyatta mevcuttur. Bu açıdan Özemre’nin tevilinin hatalı olduğunu söylemek gerekir.

*Ahmet Yüksel Özemre, Kur’an-ı Kerim ve Tabiyat İlimleri(Tenkidi Bir Yaklaşım), İstanbul, 1999, syf. 34.

Reklamlar