V for Vendetta. Çok derin bir film. Totaliter rejimlere karşı bireysel şidd… neyse anlatmıyorum. Çok derin bir film işte. Felsefik. Macbeth’ten alıntısı bile var: “İnsan olmak adına yapıyorum, dahasını da yapabilirim.” Yani felsefik işte. Shakespeare’den bile alıntı yapıp çok derin olmayan bir film olabilir mi? Kesinlikle süper.

Fikirlere kurşun işlemez. Gerçekten insan o kadar aydınlanıyor ki. Artık bir fikrin derin olması için ne söylendiğine, ne anlatıldığına gerçekten dikkat etmemize gerek yok. Kitaplar yerine üzerinde yazı yazan kapaklı, okumalık kâğıt kümeleri satılmaya başladı. Söz yerine artık Ses var. Anlam buharlaşıyor. Örneğin, bir tarihi kitap yazılıyor. Eski Mısır tarihine ilişkin bilgiler aktarılıyor ve kaynak gösteriliyor. Kaynak falanca bir akademisyenin kitabı. Peki onun kaynağı ne? Lüzum görmemiş. Yani binlerce sene evvelki hadiselere dair bilgiler verilmiş, bu bilgilerin kökeni nedir diye merak ederler diye de kaynak gösterilmiş. Bu kaynağın da insanlığın elde ettiği ilk eserlerle bir bağı yok. Başka bir yazarın kitabına kaynak verilmiş. Bu kitabın yazarı Eski Mısır araştırmacısı ve bu bilgileri ilk bulan veya elde eden kişi mi? Hayır. Peki konuyu kaçıncı elden öğrendiği mechul olan bir yazarın, yine aynı durumda olan bir başka yazara atıf yapması veya onu kaynak göstermesinin Tarihbilimsel olarak bir anlamı var mı? Yani diyelim bir Türk yazarın, Eski Mısır tarihi ile ilgili bir bilgi vermek için yine kendisiyle aynı durumdaki başka bir Türk yazarı kaynak göstermesi bir anlam ifade ediyor mu? Hele bu kitap verdiği bilgilerin, gösterdiği kaynaklarla desteklendikten sonra, eserindeki tezini güçlendirici bir unsur olarak görüyorsa ne diyebiliriz? Kaynak göstermenin veya alıntı yapmanın amacını veya fonksiyonunu anlamamış olduğunu söyleyebiliriz. Buna benzer ve bir manası olmayan yüzlerce esere atıf yapılmasının bir anlamı yoktur. Tarihbilimde kaynak göstermek, belgeleri sunmak bir bilimsel yöntemdir. Önceki örnek ise bu bilimsel yöntemi taklid eden bir yazım şeklidir. Tarihçiler bir hadiseyi anlatırken, o hadiseyle alakalı en dolaysız kaynaklardan şimdiye kadar gelen silsileyi tespit ederek bunu icra ederler. Bu bizim günlük yaşantımızda herhangi bir olayın içyüzünü soruşturmakta kullandığımız en sade metotların biraz gelişmiş ve sistematik hale sokulmuş bir biçimidir.

Sanatsal olan ve bünyesinde estetik bir kıymet barındıran eserler ile bunların ucuz, bayağı ve kötü taklidleri olan ucubeler arasında bir ayrım yapılır. Bu kötü taklidlere “Kitsch” denir. Bunlar ticari kaygılarla üretilen sanatsal olmayan, ona benzemeye çalışan ürünlerdir. Eser değildirler. Üründürler. Eser temaşa edilir, Ürün tüketilir. Sadece görünüşü taklid edenler; özü, estetiği ve sanat ruhunu kavramayan kişiler tarafından yapılır. Sanatçı ile taklidci arasında fark vardır. İşte bu fark sadece sanatta geçerli değildir. Bilimde, felsefede, hatta gerçek hayatta da aynen geçerliliğini korur. Bilimsel çalışma ile bilimsel çalışmanın kötü taklidleri arasına kalın bir çizgi çekilmelidir. Bilimsel tınıları kullanarak kendisine bilim dünyasına yer bulmaya çalışan; bilimsel yöntemi tam anlamıyla kullanmadan sadece onun söylemini taklid eden tezler vardır. Buna bir örnek Evrim Teorisidir. Hiçbir bilimsel çalışmanın sonucu olmamasına rağmen, sürekli olarak Biyoloji bilimini taklid eder. Hayvanlarla ilgili bilgilerin doldurulduğu kitaplara Evrimsel Atlas gibi isimler takılır. Hiçbir bilimsel çalışmaya bu teorinin bir etkisi yoktur, var olan tek şey bir isimdir. Herhangi bir çalışma yaparsınız, sonuç değişmez; isminin başına birilerinin hatırı kalmasın diye “evrimsel” yazabilirsiniz. Kelimeyi kaldırınca mana yine aynıdır.

Felsefede de yine “kitsch” diyebileceğimiz örnekler vardır. Eski filozofların fikirleri, inançları, gerekçeleri vardı. Felsefe hakikati kavramak veya en azından ona yaklaşmak için kullanılan yöntemlerdi. Fikirler üretilir ve tartışılırdı. Bir zaman sonra ise artık fikir üreten kişilerin adından bahsetmek felsefe yapmak oldu. Felsefi diye yutturulan yüzlerce kitap sadece eski filozoflardan “bahsetmekte”. Başka hiçbir şey yapmamakta. Felsefi kitsch yerine felsefi çılgınlık da denebilecek bir gelenek üzere, sürekli olarak belli bir elit kesim kendi aralarında birbirlerinin kitaplarına atıflar yaparak kitaplar yazıyor. Ne kadar çok atıf yapılırsa o kadar felsefe yapıldığını zanneden bu grubun Ürünleri de bir felsefi Eser olmaktan çok, felsefi eserlerin kötü birer taklididir.

Şimdi tekrar V for Vendetta filmine dönmek istiyorum. Filmin bir amacı veya bir ana fikri olduğunu sanmıyorum. Türkçede bir cümle içerisinden bir kelime çıkardığımızda şayet cümlenin anlamında bir değişme olmazsa, o çıkardığımız kelime gereksiz bir kelimedir. Yani bu bir anlatım kusuru olarak görülür. Cümlede anlamı vurgulamak için bazen fazla kelime kullanılabilir. Ancak bahsettiğimiz böyle bir durum değildir. Bana göre filmde de birçok gereksiz sahne ve olay vardı. Filmin içinden olduğu gibi çıkarılsa, filme hiçbir etkide bulunmaz. Bu yüzden filmin birçok anlatım kusuru olduğunu düşündüm. V’nin Evey’e işkence edip hapiste psikolojisini bozması sahnelerini komple filmden çıkarınca filme bir etkisi olmuyor. Çünkü başı sonu yok, bir amacı, katkısı ve fikri yok. Yani bir fonksiyonu yok. Rastgele çekilmiş. Bir kompozisyon değil, bir bütünün parçası değil. Bu yüzden benim için değersiz. İnsanlar üzerinde deney yapan kadının ölüm şekli. Çok gereksiz bir detay. Filmin olmayan fikrine bir katkısı olmadığı gibi, diyaloglar karın ağrıtıcı derecede saçma. “Beni öldürmeye mi geldin? Evet. Tanrıya şükür.” Fesubhanallah! Filmin başından sonuna böyle saçma sapan diyaloglar bulmak mümkün. Binlerce insanın niye toplandığı, malzemeleri nerden temin ettikleri mechul; toplanıp aptal aptal bir yerde patlama izlemeye nasıl ikna oldukları mechul. Her yönüyle veya yönsüzlüğü ile ana fikri olmayan bir film. Yine de derin fikri olan filmlerin kötü bir taklidi.

Reklamlar