Uzayda kaç tane yıldız vardır? Astronomların tahminlerine göre sadece bizim galaksimizde 200 milyar yıldız var. Bir o kadar da galaksi var. “Bu kadar büyük bir evrende yaşadığımıza göre sadece bizim gezegenimizde hayat olması imkansız değil mi?” diye bir soru aklınıza gelebilir. Hatta birçok kişinin aklına geliyor. Bu konuda düşünenler, film çekenler, ciddi ciddi araştırma yapanlar var. Daha ileri gidip bu konuda hiçbir şüphesi olmayanlar, uzaylıların da bizi araştırdığını öne sürenler de mevcut.

“O kadar galaksi içinde sadece bizim gezegenimizde hayat olması imkansız değil mi?”

Bu sadece bir soru mudur? Yoksa gizliden gizliye, örtük telkinler içeren bir ikna uygulaması mıdır? Burada bir düşünme tarzı vardır. Bu tarza dikkat edelim. Soruyu üzerimize alır, cevaplamaya kalkarsak soranın telkinlerine maruz kalırız. Şimdi sorunun içindeki gizli kabullere göz atacağız.

Dünya yaklaşık 1 trilyon kilometreküp hacminde bir küredir. Biz ise sadece onun yüzeyinde yaşıyoruz. Ekvatordaki çapı yaklaşık 12,7 bin kilometre. En üst tabakası olan litosfer 60 kilometrecik bir kalınlığa sahip. Yani dünyanın milyonda biri bile etmeyecek parçasında yaşıyoruz. Kalanını hiç kullanmıyoruz. Kimsenin aklına şu soru geliyor mu:

“O kadar dünya tabakaları içinde sadece bizim litosferde hayat olması imkansız değil mi?”

Muhtemelen gelmiyordur. İlginç bir şekilde Pueblo ve Navajo adında Kuzey Amerika kabileleri böyle düşünmüş. Merkezde böceklerin kırmızı dünyası varmış, onlar tırmanarak mavi kuşlar dünyasına gelmişler, kalabalıklaşınca memelilerin sarı dünyasına gelmişler ve en son siyah beyaz olan şimdiki dünya yüzeyine tırmanmışlar. Şimdi dünyanın çekirdeğinin çok sıcak olduğunu biliyoruz, orada bilinen hiçbir canlı yaşayamaz.

Soruya tekrar dönelim: “dünyanın tabakaları içinde neden sadece biz?” Vurgulamak istediğim bir şey var, o da şu: Bu soru dünya tabakalarının canlılığa uygunluğu araştırılarak cevap verilmesi istenen bir soru değil. Belki şimdi dünyanın tabakalarını bildiğimiz için cevabı bilinen bir soruymuş gibi gelebilir. Ancak bir an için yeraltı tabakalarla ilgili hiçbir şey bilmediğimizi düşünelim. Yine orada canlılar olduğu efsanesini üreten ilkel kabileler gibi düşünmemek için bir sebebimiz var mı? İşte sorduğum bu son soru, kesinlikle incelemeye başladığımız ilk soru ile yapısal olarak aynıdır.

Sorulardaki ortak nokta şudur: yaşamın olabilmesi açısından herhangi bir araştırma veya nedensel soruşturma yapmaya girişmeksizin, sadece istatistik yorum ile canlıların olup olmadığına dair çıkarımlarda bulunmamız isteniyor. Yani canlıların oluşması için belirli şartlar vardır, misalen; besinler, uygun hava, uygun sıcaklık gibi. Bunlara bakmak yerine, sadece seçilen 1(bir) yerde canlılar varsa, diğer 10(on) yerde de canlıların olması hakkındaki yorumsama. Bu yorumsamanın şöyle bir özelliği vardır: “canlıların istatistik olarak tamamen rastgele yerleştiğini varsaymaktadır.” Yani bir kereliğine canlıların bir yerde bulunmasını tesadüfi bir durum olarak görürsek, başka yerlerde de görülmesi hakkında yorum yaparız.

İşte bu düşünme şeklini baştan kabul eden herkese, bizim gezegenimizde yaşamın olması ve trilyonlarca gezegende yaşamın olmaması imkansız gibi görünecektir. Çünkü bu düşünme tarzı Naturalism/Doğalcılık’tır. Yani dünyanın kendiliğinden doğal bir şekilde oluştuğunu, canlılara uygun bir ortamın da gerçekleştiğini düşündükten sonra, başka gezegenlerde de bunun gerçekleşebileceğini düşünmektedirler. Bunun tersi olan Teleologism/Gayecilik ise yaşamın kendiliğinden değil, tasarlanmış olarak var olduğunu söyler. Yani dünyanın bütün katmanlarında yaşam yoktur, çünkü böyle tasarlanmamıştır. Evrenin çok büyük olmasına şaşırmamıza gerek yoktur, çünkü sadece dünya yaşam için tasarlanmıştır. Teleologism/Gayecilik taraftarı olan birisi, evrenin büyüklüğünün artmasıyla (başka) yaşam(lar)ın olasılığının yükseleceğini düşünmez. Çünkü düşünüş tarzı, kavrama biçimi, olasılıksal değildir. Naturalism/Doğalcılık taraftarı olan kişi ise böyle düşünür. İşte irdelediğimiz ilk soru, soranın Naturalism varsayımını içermektedir. Yani Naturalism’i doğru kabul ettikten sonra soruyu yöneltmektedir. Dolayısıyla Naturalism-Teleologism tartışılmadıkça, kendi başına bir tartışma konusu olamaz ve gerçekten sorulmuş ve cevap bekleyen bir soru özelliği taşıyamaz.

Reklamlar