“Muhteşem, muhteşem… gerçekten, harika bir enstantane, harika bir trans hali…”

Son günlerde yayılan şiir okurken transa giren yaşlı adam. Tam olarak ne yapmaktadır? Sosyal medyada densiz bir meczup olarak dalgası geçilen bu ihtiyarın ne yaptığını bildiği söylenebilir mi? Okuduğu şiir bize derdi hakkında fikir verebilir:

bir sır arıyorum mezarlıklarda
ölülerle bunun için gezerim
güneşten nurdan başlasam bile
karanlıklarda bitiyor düşüncelerim

Mezarlıklarda sır aramak, aydınlıkta değil karanlıkta olmak, yaşamayı değil ölmeyi arkadaş edinmek. Şiirin devamında da ana tema budur.

cansızlıkla canlılık irtibatını bulamadı zihnimdeki kör ışık
ikiz görünüyor her şey gözüme
ki düşüncem duyguma yapışık

Dünyayı tek görememe. Çift görmek bilinç durumunun bozuk oluşunu gösteren bir nörolojik bulgudur. Tek bir tane olmasına rağmen, ayırt edememe, doğru ile yanlışın tefrikine varamama, canlı ile cansızın irtibatını bulamamak da yine sanıyorum aynı temaya paralel bir ibare. Çünkü düşünce bozulmuş, ayırt edebilme özelliğini kaybetmiş. Çünkü duygulardan etkilenmekte, duygulara yapışmıştır.

Şiirin sonunda da çığlıklar eşliğinde “çığlıklar”dan bahsediliyor ve ben deli değilim diye bağırıyor. Evet, bu bir cinnet hali veya trans olarak kabul edilebilir. Şair, şiirde işlediği temayı aynı zamanda uyguluyor. Çok mu etkileyici? Başarılı mı, sanat eseri mi meydana getirmiş oldu böylelikle? Onu önemsemiyorum. Şiir çok mu anlamlı, çok derin mi konuştu? Onları da önemsemedim. Bir televizyonda yayınlanan bu programda sunucunun sözlerini daha çok önemsedim.

“Muhteşem, muhteşem… gerçekten, harika bir enstantane, harika bir trans hali…Fatih, bunu kaçırdın evladım.”

Diyor. Sanat açısından deli olmak gocunulacak bir durum değildir. Sanatkar bir insan toplumdan olmamayı, anormal olmayı, delirmeyi, kafayı yemiş olarak yaftalanmayı övgü vesilesi görür. Çünkü sanat, muhakemeye değil, muhayyileye yatkındır. Akıl yerine kalbi koyar. Delirmek sanatçı için iyidir. Halk arasında da deli ile veli arasında bir benzerlik var denir. Ancak bu doğru olamaz, bu deyim halka ait olamaz çünkü. Halk arasındaymış gibi, halka sızdırılmış bir deyimdir. Toplumda, kalabalıklar içinde akıllı olmak makbuldür. Deli olmak kalabalıklarda kabul görmez. Onlar yalnız, münzevi, içlerine kapanık olurlar. Böyle olmaktan da şikayet etmezler. Bununla iftihar ederler. Sanatçılar bu yüzden deli olmakla sanat yaparlar.

Tekrar şairimize dönelim. Kendince sanatını icra ediyor, şiirini okuyor ve cinnet geçiriyor. Geçirsin. Delidir, ne yapsa yeridir deriz. Ancak sunucu şiirden sonra alkışlamaya başlıyor. Muhteşemdi diyor. Delice bir hareketin televizyon gibi kalabalıklara sunulan bir ortamın içindeki absürdlüğünün özrünü mü diliyor acaba? Delirip cinnet geçiren şairin kendine ait bir dünyası var. Bu yalnız dünyasını kalabalıkların anlaması zor. Bu yüzden onunla deli diye alay edeceklerdir. Sunucu alay etmelerinden önce şairi teselli edip, kalabalıklarla arasındaki durumu düzeltmeye mi uğraşıyor? Yani burada sanatı kalabalıklara idrak ettirme çabası mı vardı? Madem sanata sanat dememizin sebebi; delilik, yalnızlık, hüzün, çıldırmak ve cinnet; o halde onu kitlelere sevdirmeye yönelik çabalar neye hizmet etmektedir? Trans halini izlemenin kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu topluma telkin ederek, çıldırmaya sempati duyulmasını sağlamaya çalışmak sanatın varlığına bir saldırı değil midir? Şiirdeki muhteşem olan şey ne? Toplumsal mı, elitist mi? Şiirde acı, karanlık, delilik işlenirken, şiiri dinlemeyi kaçırmayacak(ve şiiiri hakkını vererek anlayacak) kadar şanslı olan sunucu niye ondan sirk gösterisi izlemekten bahseder gibi bahsediyor? Bence bunların sebebi, sanatın özündeki yalnızlık ile sanatın kalabalıklara satılması çabası arasındaki onulmaz çelişkidir.

Reklamlar