Celal Şengör her zaman elitist olduğundan bahseden bir jeolog. Türkiye’de üniversite olmadığını da söyler. Hatta kendisine göre bu elit sınıfı İlber Ortaylı, Murat Bardakçı ve kendisi işgal ediyor(Radikal, 22.11.15 röportajı). Elitizmine örnekler ışığında bir göz gezdirelim.

Bilgiyle Sohbet adlı kitabında Şengör, birçok bilim adamına övgüler yazıyor. Önce Fuat Köprülü diyor, Anadolu Türklüğünün bin yıldaki en büyük bilimcisidir(s. 659). Onunla Fatih Sultan Mehmet bile yarışamazmış(Tabi ki, Atatürk hariç diye belirtmiş, hâşâ). Sonra başka bir yazısında Sedat Alp’in ne kadar büyük bilim adamı olduğunu anlatırken onunla Türkiye’de ancak Fuat Köprülü karşılaşabilirmiş diyor(s. 680). Bu şekilde saydığı üç beş meslektaşının ismini insanlığın kurtarıcıları olarak tanıtmakta.

Dikkatimi çeken iki örneği inceleyeceğim. İlki İhsan Ketin’in buluşunu anlattığı pasajlar: İhsan Ketin bir jeologmuş ve 1948’de Erzincan Depremi sonrasında bir makale yazarak depremin fay hattından ileri geldiğini keşfetmiş. Bu makalenin “günümüzde dünya jeoloji literatürünün büyük klasikleri arasına girmiş” olduğunu ifade ediyor(s. 248). İster istemez insanın aklına şu soru takılıyor: “Klasik ne demektir?”

Klasik eserlerin evrensellik imaları vardır. İnsanlığı etkilemiş, kitlelere ulaşmış yani popüler olmuş eserlerdir bunlar. Bir klasik eser insan çokluğuna ihtiyaç duyar veya unvanını oradan devşirir. Peki, bir jeoloji makalesinden bahsediyoruz. Dünyada kaç tane jeolog vardır, bunu geçelim; dünyada kaç jeolog, jeoloji literatürünü yana yakıla takip etmektedir? Onu da bir kenara bırakalım. Dünyada kaç jeoloji literatürünü takip eden jeolog, deprem jeolojisini ve Türkiye deprem çalışmalarını takip etmektedir? Sayı çok azalıyor doğal olarak. Yani teknik bir konu, teknik bir topluluğa özel ve bu toplulukta kitleler yok. Yani bu topluluğun içinde, büyük bir buluş olup olmamasından bağımsızdır, bir eserin klasik olması gariptir. Sadece klasik de değil, dünya klasiği; hatta sadece dünya klasiği de değil, büyük dünya klasiklerindenmiş. Bu yersiz ve anlamsız ifadelerin Celal Şengör açısından amacı ve önemi nedir? Asıl konumuz bu. Şengör’ün tek amacı meslektaşını şirazesiz, endazesiz övmek. Bunu da kitleleri etkilemiş olmak unvanı ile yapmak istiyor. Peki elitist insan bunu yapar mıydı? Bunu elitist değil, popülist insan yapabilir. Yani onun zıddı. Bilindiği gibi Celal Şengör “sapına kadar” elitistmiş(Aykırı Sorular programı röportajı).

Biliyorsunuz, elitist insanın toplumdan kopuk etik ve estetik değerleri vardır. Çok incelmiş, toplumun anlam veremeyeceği zevkler, alışkanlıklar. Elitistin gözünde toplum, eğitilmesi ve yönetilmesi gereken, el mahkum içinde yaşanılan(pardon, içine düşülmüş), kanaatleri ve fikirleri ciddiye alınmayan bir sürüdür. Elitist toplumu şuursuz görür. Mesela Celal Şengör, Strabon adında Amasyalı antik bir coğrafyacının Amasya’da bir heykeli dikilmiş diye (s. 131) gözyaşlarına boğulmuş. Duyguları depreşmiş. Öte yandan 30 bin kişinin vefat ettiği Marmara Depremi’ne soğukkanlılıkla “Güzel bir depremdi” diyor(Radikal, 22.11.15 röportajı). Tam ders konuluk depremmiş. Ölen insanlar onun duygularını depreştirmiyor. Celal Şengör’ü hislendiren, onu gözyaşlarına gark eden şeylerle, toplumun endişeleri birbirinden kopuk, görüldüğü üzere. Elitist işte budur. Ancak bir elitistin toplumun kanaatlerini önemsememesi lazımken, yalnızlığının kendine yetmesi gerekirken,  Celal Şengör meslektaşı veya hocasını ölçüsüzce överek, ona toplum nezdinde büyük bilim adamı, önemli kişi payeleri vermek istiyor.

Deprem’in faydan olduğunu söylemiş. Bir halk insanı diyebilir ki, sen bir bilim adamı da olsan depremin faydan kaynaklandığını bulmanın bir getirisi yok. Bir değeri de yok. Çünkü fayı bulduktan sonra iki levhayı birbirine mi dikeceğiz? Çözüm üreten, sorunu ortadan kaldıran bir buluş değil, yararsız ve etkisiz bir bulgu. Celal Şengör de bunlara bir tepki olarak belki de, halk gözünde önemli kılmak arzusuyla bu buluşu satmaktadır! Ancak bu elitist bir tavır değil, popülist bir tavırdır. Bir anda halkın kanaatleri önem kazanmıştır çünkü.

İkinci örneğimize geçelim. Sedat Alp adında başka bir bilim adamını tanıtırken şu ifadeleri kullanıyor(s. 677): “Magazin basınımıza göre bir adam değildi Sedat hoca. Onu tanımak, onu anlamakla kabil olduğundan, onu anlayacak kadar adam olmak şartı gereklilikti çevresine girebilmek için.”

Özetle; Sedat hoca büyük adam, popüler olmasa da, bilinmese de. (Popülerliği “magazin” kelimesini kullanarak kötülüyor). Bir sonraki cümle şöyle:

“(Sedat) Alp, […] Anadolu’nun Hitit kültür ve coğrafyasını sağlam filolojik temellere oturtmuş olmasıyla dünya çapında şöhret oldu.”

Özetle; Sedat hoca büyük adam, çünkü bakın dünya tanıyor. (Bu sefer de popülerliği övüyor, övgü vesilesi yapıyor).

Örneklerle görüldüğü gibi ilk cümlesine elitist olarak giren Celal Şengör, ikinci cümlesine popülist olarak devam etmekte. Zihni sanki tam ortadan ikiye, birbirine zıt iki kutba bölünmüş, kişilik bölünmüşlüğü veya şizofrenik bir hal almış durumdadır.

Reklamlar