Tag Archive: Edip Yüksel


1974 senesinde Amerikalı bir biyokimyacı olan Rashad Khalifa Müslüman coğrafyada tartışmalara yol açacak yeni bir iddia ileri sürdü. Ona göre İslam’ın yasası olan Kuran’da matematiksel bir sistem vardı ve bu 19 sayısıyla temelleniyordu. Bunu bir çeşit İslam Dini’nin bilimsel ispatı şeklinde ortaya attı. Ona göre Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam bozulmuştu ve bunları tekrar düzeltmek için Allah kendisini Kuran’daki 19 mucizesi ile Resul olarak göndermişti(1). Rashad Khalifa müslüman olduğunu söylemesine rağmen Muhammed’in son vahiy alan kişi olduğunu kabul etmemiş, kendisinin vahiy aldığını iddia etmişti. Türkiye’de onun, 19 ve Kuran ile ilgili iddialarını seslendiren Edip Yüksel de önceleri onun peygamber olduğuna inanmış, sonra bunu yalanlamış ve hatta kendisi bizzat vahiy aldığını dahi iddia etmişti(2). Kuran’ı kabul eden müslümanlar son Peygamber/Nebi’nin Muhammed olduğunu(Ahzap, 40) kabul ederler. Elçi(Resul) ifadesi ise Kuran’da sadece Peygamber/Nebi için kullanılmaz, vahiyle ilgisi olmayan elçilikler için de kullanılır(Yusuf, 50). Bu açıdan Vahiy alan Allah’ın Resul’üne Nebi(Peygamber) denir, öte yandan her elçilik görevi olana Resul denebilir. Ancak Edip Yüksel ve Rashad Khalifa birer vahiy ile sağlanan elçilikten bahsettikleri için Peygamberlik iddiaları olmuş olmakta ve Kuran’ın sınırlarını aşmış bulunmaktadırlar.

Raşhad Khalifa’nın 19 sistemi kendi tanımıyla temel ve karmaşık(simple and intricate) hesaplamalardan oluşmaktadır(3):

-Kuran’ın ilk ayeti(Besmele) 19 harftir
-Kuran 114(6×19) sureden oluşur
-İlk inen vahiy(Alak, 1-5) 19 kelimedir
-İlk vahiy 76(19×4) harftir
-İlk vahiy suresi(Alak) 19 ayettir
-Alak suresi Kuran’da sondan 19. sıradadır(baştan 96)
[…]
-Huruf-u mukatta’a harfleri geçtiği surenin içinde 19’un katları kadar sayılır
-Besmele’nin kelimeleri(İsim, Allah, Rahman, Rahim) Kuran’da 19’un katı kadar geçer
[…]

Bu gibi 52 tane hesaplaması(physical fact) ile Rashad Khalifa bir mucize keşfettiğini iddia etmişti(4). Türkiye’de birçok yayının bu iddiaları sahiplenmesi ve nispeten iddiaları test etmenin belli bir Kuran ve Arapça bilgisi gerektirmesi bu konunun muğlaklığının sebebi olarak görülebilir. Yayınlanan bazı eleştirilerden sonra olsa gerek(5), bu iddiaların birçoklarından vazgeçilmiş ve Rashad Khalifa’nın Türkiye temsilcisi konumundaki Edip Yüksel iddialarını derlediği yeni bir kitap yazmıştır(6). İlk bakışta göze çarpan şey bu iddiaların genel bir kurala sahip olmaması ve harf sayımlarından, kelime, ayet, sure sayımlarına kadar; istenildiğinde sondan başa, istendiğinde baştan sona veya başka bir mantık zemininde sayımların yapılabilmesidir. Bununla ihtimaliyet açısından bakıldığında “Mucize” veya Şifre gibi tanımlar yapılırken bunların tesadüfen öyle olmadığı dile getirilmektedir. Bu iddiaları değerlendirebilmek için önce gruplamamız gerekir. Harf sayımları, kelime sayımları ve diğer sayımlar olarak kabaca sınıflandırmak genel bir çerçeve çizebilmek için yararlı olacaktır. İlk olarak harf sayımlarına bakalım.

Kuran’da bilindiği üzere 29 adet surenin başında Kesik Harfler(huruf-u mukatta’a) bulunur. Toplamda 14 farklı harf istimal edilmiş, 14 farklı kombinasyon oluşmuştur(7). Bu harflerin ne anlama geldiği konusunda çeşitli görüşler zikredilmiştir(8). Edip Yüksel ise bunların matematiksel şifre olduğunu iddia etmekte ve harflerin sayımını yaparak sure içinde 19 ile ilişkili olduğunu iddia etmektedir(ss. 100-127). Bunun örneklerine bakalım.

İlk olarak Edip Yüksel “kaf” harfini içeren iki kombinasyonu ihtiva eden surelerde(Şura ve Kaf sureleri) “Kaf” harfini sayıyor ve 19’un katını buluyor. O halde kural olarak kabul ettiği şey: “huruf içeren surelerde o harfin geçiş sayısı 19’un katıdır”. Sonra sıra “Sad” harfine geçiyor ve Sad harfini içeren üç surede(Araf, Meryem, Sad) bu harfleri sayıyor ve 153 buluyor; bunu bir harfin yazım yanlışı olduğunu söyleyerek 152(19×8) yapıyor. Ancak teker teker surelerdeki geçişleri “kaf” gibi 19 katı çıkmıyor. Bu sefer de 3 surenin toplamını alıyor. Tartışmaya girmeden bu iki harfin kurala uyduğunu kabul edelim. Ancak şunu da ifade edelim ki, Sad ve Kaf harfleri sayılırken “şedde” kullanılan yerlerde “tek” sayılmıştır. Çift sayıldığında elde edebileceğimiz alternatif bir sayı daha vardır. Neden öyle sayıldığının bir açıklaması olmadığı için bunu tesadüfen denk gelme zorluğunu yarıya indiren bir keyfilik olarak not edelim.

Sonraki harflerden birisi de “Ha” idi. Ancak bu huruf-u mukatta’a’nın geçtiği surelerdeki(Mümin, Fussilet, Duhan, Zuhruf, Casiye, Ahkaf, Şura) sayımı 19’un katı mıdır? Yüksel’in Ha sayımı 292 ve 19’un katı değildir. Bir diğer harf ise “Mim”dir ve bunun da sayımı 19’un katı değildir. Yüksel’in sayımlarında Besmele’ler dahil, “şedde”ler hariç olduğunu akılda bulundurmak gerekir(s. 117). Bu iki harfin toplamını sayıp 19’un katını keşfettikten sonra Yüksel tespit ettğimiz ilk kuralın sınırlarını aşmaktadır. Mim harfinin geçtiği diğer sureleri es geçmiş, sayımı Ha-Mim harflerinin beraber bulunduğu surelerle sınırlı tutmuş; kendisine kuralın dışında özerk bir bölge inşa etmiş. Varsayımlar arttırıldıkça keşfedildiği iddia edilen “19 katı sayılar”ın ortaya çıkabileceği zemin genişlemekte olduğu için bulgular, istatistik olarak anlamsız, tesadüfi sonuçlara eşit öneme sahip olmaktadır.

Burada herhangi bir hesaplama sonucunda aranan şey, çıkan sayının 19’un katı olmasıdır. İstatistik olarak 0’dan sonsuza kadar bütün sayılar içinde 19’un katı olanların oranı 1/19’dur. İstatistik biliminde “m” tane deney sonucundan meydana gelmiş bir deney incelenirken her bir tekil olayın birbiriyle eşit olasılıkta ortaya çıktığı varsayıldığında kesin olay(m doğal sayı):

S= {s1, s2, s3, …, sm} (m sonlu)

şeklinde ifade edilir. Ayrıca bütün {s1}, {s2}, {s3}, …{sm} tekil olayların aynı “p” değerine sahip olmalıdır:

P({s1}) = P({s2}) = …=P({sm}) = P

bu şartları sağlayan tesadüfi deneye Laplace-Deneyi denmektedir(9). 19 ile ilgili herhangi bir hesap yaptığımızda karşımıza çıkan “m” değeri 19’dur. Yani biz hangi sayıyı seçersek seçelim kesin olay şudur(k doğal sayı):

Sx={19k-9, 19k-8, 19k-7, …19k, 19k+1, 19k+2, …19k+8}

Hangi sayıyı seçersek seçelim yukarıdaki kümenin bir elemanı olmak zorunda kalacaktır. Herhangi bir şekilde hesapladığımız bir sayının yukarıdaki 19k’yı tutturması gerekmektedir. Yani 19’un tam katı(19k) olmalıdır. Tutturamama durumlarında eksik veya fazla olabilir. Rasgele seçilen herhangi 19 sayının içinde istatistik açısından %100 bir adet 19k bulunacaktır. Yani Yüksel’in mucizevi olduğunu söylediği hesaplamaların alternatif sayılar doğurabilecek potansiyelinin olması 19’u tutturmayı %100’e yaklaştırır. Buna bir örnek verelim:

Edip Yüksel’e göre Rashad Khalifa’nin 19’u keşfi senesi 1974 ile 622 Hicret tarihi arasındaki Hicri Takvime göre sene sayısı 1406(19×74)’dır. Bu tür deney öncesi(a priori) bir kural koymaksızın(a posteiori) kullanılan ifadeler keyfilikler içerir. Çünkü Yüksel’e göre 1969 da Khalifa’nin Kuran’ı bilgisayara geçirme senesi olarak önemlidir. Yani bu sene hesabı 5 eksik çıksaydı bir çözümü olacaktı. Aynı şekilde Hicret senesi(622) yerine Muhammed’in doğumu(571), ölümü(632), vahiy alış senesi(611) gibi sayılar istimal edilebilirdi. Yüksel bu sayıyı tutturamasaydı ve 571 olan peygamberin doğum senesini esas alsaydı kimse ona “Neden 571?” demeyecekti. Hiçbir sayı tutmasaydı kimse ona “neden bir sayı bulup da bununla 1974 senesi arasında bir ilişki kuramadın?” gibi bir başarısızlık imasında bulunmayacaktı. Dolayısıyla farklı sayılar elde edebildiği sonsuz deneme tahtasında tespit ettiğimiz en az 6-7 farklı sayının birisinin Sx kümesindeki 19k’yı tutturma ihtimali çok düşük değildir. Dolayısıyla 1974 örneğinde bir mucizevi özellik yoktur.

Huruf-u mukatta’a iddialarında Kaf, Sad, Mim ve Ha örneklerini incelemiştik. İlk ikisinin 19k bir sayı kadar geçmesi ile bir kural oluşturan Yüksel diğer iki harfte kuralı değiştirmektedir. Bu sefer Ha ve Mim harflerini içeren surelerde bu iki harfin geçiş adetlerinin toplamını hesaba alıyor. Bir an için Edip Yüksel’in bu kuralını da kabul edelim. Diyelim ki Huruf içeren surelerde arayıp sayacağımız harfleri tek tek değil, toplam olarak alacağız. Bu sefer Kef-He-Ya-Ayn-Sad harflerini(Meryem suresi) sayıyoruz ve 19k olması gerekiyor. 798(19×42) sayıma ulaşan Yüksel(s. 122) bunun eşsiz bir kombinasyon olduğunu iddia ediyor. Tespit etmek istediğim ilk şey şudur ki, bu tür “toplam” sayımlar yapılırken istenilen sayıyı tutturabilmek için tek bir parametrenin yeterli oluşudur. Çünkü Kef, He, Ayn, Sad gibi harfler hiçbir şekilde değişmez, İllet harfleri(Elif-Ya-Vav) gibi değildirler. Sayımlarında ihtilaf olmaz, sabittir. Misalen Rashad Khalifa 50. fiziksel gerçeklik maddesinde aynı harfi bir sayımda “Hemze”, başka bir sayımda “Ya” olarak saymıştır(5. dipnot: Hikmet Zeyveli, s. 39). Edip Yüksel de aynı şekilde Ya harflerini ihtiyaç olduğu kadar hemzeleri Ya’ya dönüştürerek sayıma dahil etmiş, bu şekilde 19k sayı bulana kadar manipülasyon yapmıştır. Çünkü bugünkü Kuran nüshalarında Meryem suresi 4, 24, 30, 31. ayetlerde Yüksel’in belirttiği gibi(s. 122-124) 5, 3, 5 ve 5 Ya harfi bulunmamaktadır. Sayımlar da toplamda 19’un katı çıkmayacaktır. Yani 19 katından ne kadar eksik çıkarsa o kadar Ya harfi ithal etmek gerekeceği için Yüksel için bu sayıyı tutturmak hiç sorun olmamaktadır. Bu şekilde harflerin toplamı 19’un katıdır şeklindeki ikinci kuralın da uygulamada başarısız olduğunu görmüş oluyoruz.

Bir başka huruf-u mukakkata’a’dan olan Nun harfi(Kalem suresi) sayımında 19k’dan bir eksik çıkmaktadır. Bu da ilk kuralı bile çürütmektedir. Ancak Yüksel 132 adet harfi 19k’ya tamamlamak için başındaki “Nun” harfini okunduğu gibi “Nun-Vav-Nun” şekline getirerek sureye bir “Nun” ilavesi yapmakta ve böylece 133 adet(19×7) olan harf 19k olmaktadır. Halbuki bilinen tüm nüshaların hiçbirinde “Nun” ifadesi 3 harften oluşmaz, hepsinde tek harf yazılıdır ve hatta en eski nüshalarda bile bu böyledir. Aşağıdaki nüshadaki “Tek Nun” harfi buna örnektir(10):

NUN

Edip Yüksel’in bu son derece hileli harf sayımlarına ek olarak Ya-Sin örneğini verebiliriz(Yasin suresi). Yüksel’in daha evvelki bütün sayımlarda Besmele her zaman kullanıldı ve “şedde”li harf tek harf sayılmıştı. Sin harfinin sayımının veya Ye harfinin sayımının önemi yoktur. Çünkü nasıl olsa toplamı alınacaktır. Ye harfinin illet harfi olması bazı “hemze” harflerinin Ye’ye dönüşebilmesine, bazı “elif” harflerinin de Ye olarak yazılmasına imkan tanımaktadır. Yani Ye harfi sayılır, Sin harfi sayımının önemi yoktur; ne kadar eksik çıkarsa 19’un katına tamamlamak için o kadar Ye harfi üretilebilir. Nitekim sayımlarda da bu tür hileler uygulanmıştır. Görüldüğü gibi hiçbir harf sayımından istenilen netice alınamamaktadır. Ayn-Sin-Kaf sayımları ile Yüksel bir 19k sayı daha bulmaya çalışmaktadır, ancak böyle bir huruf-u mukatta’a örneği yoktur. Ha-Mim-Ayn-Sin-Kaf olarak geçen(Şura suresi) harfleri parçalayarak 19 katı elde ediyor, bununla yetinmiyor, Ha-Mim harflerini tek surede 19k yapamadığı için tüm Ha-Mim içeren sureleri saymalıyız diye bir kural ihdas ediyor; hızını alamıyor, kalan Ayn-Sin-Kaf harflerinden bir oran bulmaya çalışıyor ve ürettiği varsayımların hiçbirisi diğer harfler için geçerli olmuyor. Sayı tutmayınca harf ekliyor(Nun gibi), eksik yerleri Hemzeleri Ya ile değiştirerek kapatıyor… Üstelik sayımı tartışmalı olan Elif harflerinin konusuna hiç girmiyor. Çünkü uzatmalar, hemzeler veya yer yer Ya-Vav şeklindeki ifadeler elif ile değiştirilebiliyor ve oranı tutturabilmek için bir Keyfilik Alanı oluşturmuş oluyor. Aslında Elif-Lam harfleri huruf-u mukatta’a’nın yarısını oluşturur(13 tane). Bunları tartışma dışı tutup; bu harflerin sırrını çözdüğünü her harfte ayrı bir kural uydurarak, onu da harfleri tahrif ederek sağlamakla kimse iddia edemez/etmemelidir. Etmesi insanları ve kendini yanıltmak, aldatmaktır.

Yine bu kuralları Ta-Sin-Mim, Ta-Sin gibi huruf-u mukatta’a’ya uyguladığımızda hiçbirinde 19 katı bir oran bulamamaktayız. Edip Yüksel kitabında bu konulara asla değinmemekte ve daha evvel Rashad Khalifa’nin iddia ettiği şeyleri es geçmektedir. Çünkü Taha(28), Şuara(33), Kasas(17) ve Neml(27) surelerindeki Ta harfi toplamı 105 etmekte, buda 19k değildir. Bu 19k olmayan sayılar istatistik olarak olanlardan çok daha fazladır. Mesela Sin harflerinin toplamından, He harflerinden, Ta harflerinden veya bunların hepsinin toplamından veya bir kısmının toplamından gibi birçok kombinasyonda farklı sayılar elde edilebilir. 19’dan fazla sayım yolu çıktığı için her halükarda bir sayı tutacaktır. Bunlardan ola ki birisi 19k çıkarsa Edip Yüksel hemen mucizesini ilan edecekti, bu kadar parametre içinde birkaç tane 19k çıkan harf sayımının olması değil, olmaması garip olurdu. Yukarıda da belirttiğimiz üzere 19 katı çıkan sadece 1-2 örnek vardır(Kaf gibi); diğer örneklerin çıkmaması bunların tesadüfen çıktığını göstermektedir. Çünkü rasgele seçilen her 19 sayıdan birisi mutlaka 19k çıkacaktır. Burada 19k olmayan en az 18 parametre bulunabildiği için bu 19k değerlerinin istatistik bir önemi yoktur. Tamamen aldatmacadır. Hele ki bu sayılardan Yüksel gibi Kıyamet Günü’nün tarihinin hesaplanması gibi(11) büyük iddialar çıkarmak ondan daha büyük bir aldatmacadır. İlmi bir esası yoktur.

Harf sayımlarından sonra kelime sayımlarındaki 19 sistemi iddialarına geçelim. Misalen Khalifa’nin fiziksel gerçeklik maddelerinde(4. dipnot, s. 11) ilk inen vahiy olan Alak suresi 1-5. ayetlerde 19 kelime olduğu ifade edilmektedir. Sarf bilimine göre Arapça’da kelime; fiil, isim ve harf olarak üç kısma ayrılır(12). Khalifa’nın kelimeden anladığı veya esas aldığı kriter belirsizdir. Zira Arapça “Vav(ve)” gibi bağlaç olup kelime kabul edilen harfi sayıma dahil etmemiştir. Aynı şekilde “Mim-Elif(Maa)” şeklindeki ifade de teknik ve bilimsel olarak kelime sayılmasına rağmen Khalifa bunu da kelime sayımından hariç tutmuştur. Böylelikle 19 kelime değil, 21 kelime olur. Ayrıca Besmele de sayılırsa 4 kelime daha olmuş olur. İstenildiğinde kriter/kural tanımadan kelime tanımları yapılabildiği sürece bir metinden farklı sayılar çıkarılabilir, manipülasyona açık hale gelir. İkinci olarak Alak suresinin bu ayetlerindeki harf sayısının da 76(19×4) olduğu iddia edilmektedir. Halbuki “El-İnsan” ifadesindeki bir “Elif” harfi sayılmamıştır. Bu harf bugünkü nüshalarda açık şekilde mevcuttur. Bu harfler de eklenirse 78 adet harf olacak, besmele de dahil edilirse yine sayım 19k olmayacaktır. Khalifa ve Yüksel istedikleri sayıyı çıkarabilmek için birçok imkana sahiptir. İstediğinde Besmele’yi sayabilir/saymayabilir, istediğinde İllet harflerini(Elif-Vav-Ya) koyup çıkarabilir ve bu şekilde 19k elde edene kadar sayımlar üzerine oynama şansına sahip olmaktadır. Ola ki 74 harf çıkmış olsaydı, “Elif” harfleri eklenecek ve yine 76 tutacaktı. Bir diğer sayma şekli de “şedde”li harfleri çift saymaktır.

Önemli bir nokta şudur ki, Alak suresindeki 19 sayımlarından hiç bahsedilmemiş olsaydı, kimse Khalifa veya Yüksel’e neden Alak suresinde böyle bir sistem yok diye sormayacaktı. Bu özellikle vurgulanmalıdır. Çünkü böyle bir şey öngörülmemiş, muhtemeldir ki birçok surede bu 19k oranları aranmış ve sadece bu kadar bulunabilmiştir. İstatistik olarak hem bu tür farklı sayımların 19k bulma ihtimalini arttırması, hem de Alak suresinin dışındaki surelerin hepsine veya başka bir kısmına uygulanamaması bunların Keyfilik durumuna işaret etmektedir.

Kelime sayımlarında öyle ileri gidilmiştir ki, Kuran’da günümüzden 1400 sene öncede, Rashad Khalife’ye işaret edildiğine dair mucizevi(!) deliller keşfedilmiştir. Kuran’da “RŞD” kelimesinin köklerinin sayısı fiil, isim bakmaksızın 19’dur. Yüksel ve Khalifa bu mucizenin keşfedene işaret ettiğini iddia etmiştir(13). Önce şunu tespit edelim ki, gelecekte kimin ne yapacağı ve neyi keşfedeceğinin daha şartlar oluşmadan belli olduğu inancı ile üretilen bu iddiaların hem felsefi, hem de dini sakıncaları vardır. Sonra bu tür “a posteriori” bir iddia keyfilik içerir. Çünkü Khalifa kelimesi de Kuran’da aranabilirdi ve “HLF” kökü araştırılabilirdi. Oysa ki bu 19k değildir. Ancak bu 19 tezine bir antitez olamamaktadır, ancak 19k olduğunda bir “tez” olarak kullanılabilmektedir. Bu özgürlük, sonsuz imkan, kuralsızlık serbestisi sayesinde birçok birbirinden bağımsız(birbirinin argüman olarak gücünü arttırmayan) düzinelerce örnek bulunabilir. Hatta bulunmazsa da hiç öyle bir başarısızlıktan bahsedilmeyeceği için aslında “yanlışlanamazlık” özelliğine sahiptir. Dolayısıyla bilimsel bir özelliği yoktur.

Fiziksel gerçeklik olarak öne sürülen temel iddiaların bir diğeri de Besmele’nin sayımlarıdır. Besmele’yi oluşturan parçalar olan İsim(1×19), Allah(142×19), Rahman(3×19) ve Rahim(6×19) kelimelerinin her birisi Yüksel’e göre 19’un tam katı olarak Kuran’da geçmektedir. Daniel Lomax’ın Yüksel ile tartışmasında işaret ettiği gibi bu sayımların çıkış noktası Besmele’dir ve İsm kelimesi yerine Bsm kelimesi Besmele’de geçer(14) ve bunun sayılması gerekirdi. Ancak Edip Yüksel Kuran’da Bsm kelimelerini sayım dışında tutup onun yerine İsm kelimelerini saymaktadır. Yani İsm kelimesinin sayısı 19 değildir. Be harfini alan İsm kelimeleri istisna kabul edilmiştir. Üstelik Bsm kelimeleri sayılmadığı gibi, Bİsm şeklinde “Elif” ile yazılanı sayıma dahil etmiştir.

Orhan Kuntman’ın belirttiği gibi İsm kelimesinin Allah’ın ismi(bismillah) olup olmasına bakılmaksızın sayılmıştır(5. dipnot, s. 46). Yani anlam sayımlarda esas alınmamıştır. Halbuki bir başka sayım olan Arş kelimesinin 19 adet sayıldığı iddiasında 22 adet Arş kelimesinden 2 tanesi Allah’ın arşı olarak geçmediği için istisna edilmiştir. Yani İsm kelimesi sayılırken anlama bakılmamış, doğrudan sayılmış; Arş kelimesi sayılırken anlam dikkate alınmış ve 2 kelime istisna edilmiştir. Bu da sayımdaki Keyfiliği, standart kuralın olmayışını göstermektedir. Bununla da kalınmamıştır: İsm kelimesi sayılırken ön-ek alanlar istisna ediliyorken Allah kelimesi sayılırken(lillah, billah gibi) ön-ek alanlar da sayılmıştır. Sadece bu kadar da değil, bu sayımlar da tutmayınca Tevbe suresi 128-129’da “Allah, Rahim, Arş” kelimeleri(manipülasyonlara rağmen) sayımda fazla çıktığı için bu ayetler Kuran’dan atılmak istenmiştir. Yani Edip Yüksel’in saydığımız tüm manipülasyonlarının üzerine Tevbe suresinin iki ayetini Kuran’dan atması hesabını doğrultma çabası olarak görülebilir. Tüm bunlara son ekleyeceğimiz şey de sayımların hiçbirisinde Besmele’nin sayılmamasıdır. Bu şekilde Rahman kelimesi de tutmayacak, Tevbe suresi de dahil edildiğinde Rahim de 19 katı çıkmayacaktır. Ayrıca Ruhema olarak geçen(48. sure 29. ayet) Rahim’in çoğulu sayılmamakta ve toplamda 116(+112 besmele) olan Rahim türevleri 114’e(6×19) çevrilmektedir. Çoğulu saymamak bir yana, Tevbe 128-129’u da Kuran’dan çıkartarak parametreleri yükseltmektedir. Bu sebeple 19k oranlara doğrudan götüren bir deney öncesi(a priori) kural yoktur, tamamen istenilen sonucu çıkarmak için yollar aranmaktadır. Nitekim Allah lafzı da besmele ile farklılaşmakta, çıkarılan ayetle değişmektedir. Allah lafzındaki manipülasyonun en önemli detayı da “Allahumme” ifadelerinin sayımdan hariç tutulmasıdır. Özetle manipülasyonlar:

a. İsm: Bismillah’taki orijinal Bsm yerine İsm’in sayılması, Bİsm sayılırlen Bsm’in sayılmaması, Besmeleler hariç.
b. Rahim: Ruhema çoğulunun ve 9:128-9 hariç tutulması, Besmeleler hariç.
c. Allah: Allahumme’ler hariç, Besmeleler hariç, 9:128-9 hariç.
d. Arş: Anlamı dikkate alarak 2 kelime hariç, 9:128-9 hariç.

Görüldüğü gibi bir kelimede ekler önemsenirken, diğerinde önemsenmemekte; birinde anlam dikkate alınırken başkasında keyfi olarak seçilen türevler(Allahumme) gerekçesiz sayılmamaktadır. Bu şekilde her türlü kuralı tek seferliğine koyabilme yetkisiyle sayım yapmak arzu edilen sayının tutturulabilmesini sağlayacaktır.

Edip Yüksel Kuran’da geçen Allah’ın isimlerinin geçiş sayısı ile ebced değerini listelemiş(s. 84-90) ve bunların içinde 19’un tam katı olan sayıları derlemiştir. Toplam 115 adet isim arasında ebced değeri 19k olan Zülfadlil Azim, Cami, Mecid ve Vahid olarak tespit edilmiştir. Bu kadar ismin sayıları arasında 19k sayıların çıkması normaldir, istatistik açısından tesadüfen beklenene(115/19 = 6) yakındır. Geçiş sayısı olarak Rahim, Rahman, Allah ve Şehid kelimeleri ile aralarında bir ilişki kurulmuş. Ancak daha evvel de belirtildiği gibi ne Allah kelimesi 2698(142×19)’dir, ne de Rahim kelimesinin sayımı doğrudur. Bu yüzden bu denkleştirmenin hiçbir ilmi değeri yoktur.

Son olarak 19 üzerine yapılan spekülasyonların sınırlarının nereye varabildiğine ibretlik bir örnek vererek noktalayalım. Bazı 19 savunucuları Huruf-u mukatta’a’nın tüm çeşitlerini sıraya dizmiş ve bunların her birine bir sıra numarası vermişler(15). Sonra bu huruf-u mukatta’a’ların kaç çeşit harften oluşuyorlarsa o sayıyla sıra numaralarını çarpmışlar. Elde ettikleri sayıyı da alt alta yazıp toplamışlar ve sonuç inanılmazmış! 247 yani 19×13 çıkmış. Bu kadar varsayım içeren bir işlemin sunduğu imkanlarla istenilen her sayının çıkarılabileceğini açıklamaya gerek olmasa da birkaç noktayı belirtelim. Her şeyden evvel tekrarlayan Hurufları işleme almamışlar ve mesela Elif-Lam-Mim sadece bir kere alınıp toplanmış. Diğer tekrarlar alınırsa tüm sıra numaraları değişecektir. Bunun dışında bu sıra numaraları ile çarpmak da nerden çıkmaktadır? Keyfi şekilde bir işleme tabi tutma normal karşılanıyorsa bu toplama veya çıkarma da olabilirdi. Böylelikle tüm muhtemel işlemleri hesaba aldığımızda 19’dan çok daha fazla sayma şekli üretilebilmektedir. Bu 19 farklı yol varken 19k bir sayıya ulaşmak zor olmayacaktır. Sonuç olarak Kuran’da 19 mucizesinin olduğu iddialarıyla böylesine ilmi temellerden uzak, keyfi yöntemlerle insanları yanıltmak büyük bir yanlıştır. Birçok insan için kontrol edilmesi zor, zahmetli olan bu iddialar ile sözde İslam adına ortaya çıkıp Kuran’da sahte mucizeler keşfedenlerin ve bunları test etmeden ezbere, çalakalem, sırf Kuran’ın mucizevi olmasını gönülden istediği için buna inananların daha dikkatli ve özenli olması gerekir.

Dipnotlar:

1. Rashad Khalifa, Quran: The Final Testament, Authorized English Version, Smashwords Edition, 2010, Appendix 33.

2. Hulki Cevizoğlu, Edip Yüksel “Çöpe At”, Ad Yayıncılık, 1997, syf. 73-78.

3. Rashad Khalifa, Kuran-Hadis ve İslam, Ozan Yayıncılık, Düzenleme: Edip Yüksel, 2013, syf. 89-93.

4. Rashad Khalifa, Quran: Visual Presentation of the Miracle, Islamic Productions, 1982.

5. Bu iddialardan bazı kelime sayımlarının hatalı ve/veya keyfi olduklarını göstermesi bakımından ilk örneklerden birisi olarak bkz. Mahmut Toptaş, Hikmet Zeyveli, Dr. Orhan Kuntman, Sadrettin Yüksel, Kuran-ı Kerim ve 19 Efsanesi, İnkılap Yayınları, 1988, syf. 43-56.

6. Bu kitapta toplam iddialardan çürütülenler ve artık Yüksel açısından savunulamayacak kısımları çıkarılmıştır ve sürekli güncellenmektedir, bkz. Edip Yüksel, Üzerinde 19 Var, Ozan Yayıncılık.

7. Bu sureler: Bakara, Ali imran, Ankebut, Rum, Lokman, Secde, Rad, Araf, Yunus, Hud, Yusuf, İbrahim, Hicr, Mümin, Fussilet, Zuhruf, Duhan, Casiye, Ahkaf, Şura, Kaf, Meryem, Kalem, Sad, Taha, Neml, Şuara, Kasas, Yasin. Toplam’da 29 sure, 14 farklı harf kullanılmıştır. Bu harfler: Elif(1), Lam(2), Mim(3), Ra(4), Sad(5), Sin(6), Ta(7), Nun(8), Kaf(9), Kef(10), Ayn(11), He(12), Ya(13), Ha(14). Huruf kombinasyonları: (1) Elif-Lam-Mim, (2) Elif-Lam-Ra, (3) Elif-Lam-Mim-Ra, (4) Elif-Lam-Mim-Sad, (5) Ha-Mim, (6) Ta-Sin, (7) Ta-Sin-Mim, (8) Ya-Sin, (9) Kef-He-Ya-Ayn-Sad, (10) Kaf, (11) Nun, (12) Sad, (13) Ta-He, (14) Ha-Mim-Ayn-Sin-Kaf.

8. M. Zeki Duman – Mustafa Altundağ, Diyanet İslam Ansiklopedisi, Cilt 18, “huruf-u mukatta’a” maddesi, syf. 401-408.

9. İbrahim Hasgür, Matematiksel İstatistik, Seçkin Yayıncılık, 2000, syf. 22.

10. Kalem suresinin en eski nüshalarından: Wetzstein II 1913: W. Ahlwardt, Die Handschriften – Verzeichnisse Der Königlichen Bibliothek Zu Berlin, 1887. Diğer online nüshalara erişmek için bkz: http://corpuscoranicum.de/handschriften/

11. Edip Yüksel, Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar, Ozan Yayıncılık, 2007, syf. 138-140.

12. Mehmet Maksudoğlu, Arapça Dilbilgisi, Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1969, syf. 11-12.

13. Edip Yuksel, Layth Saleh el-Shaiban, Martha Schulte-Nafeh, Quran: A Reformist Translation, Brainbow Press, Hundred Fourteen Books, U.S.A., 2010, syf. 421.

14. Edip Yuksel, Running Like Zebras: An Internet Debate, Monotheist Productions, Claim 3.

15. Caner Taslaman, The Quran: Unchallengeable Miracle, Çitlenbik Publication, 2006, syf. 379-380.

Reklamlar

Özgür İrade konusunda Edip Yüksel’in son zamanlarda yayınladığı(1) bir videoya kısa bir cevap vereceğiz. Allah’ın bilgisi ve insanın özgürlüğü konusunda Edip Yüksel geçtiğimiz aylarda Abdulaziz Bayındır’ın tartışmalara sebep olan görüşlerine katılmadığını söylüyor. Buna rağmen insanın özgür olduğunu ve Allah’ın insanın yapacaklarını da bildiğini iddia ediyor.

(01:40) Allah bizim neyi seçeceğimizi bilir.

Kuran açısından insan özgür olmalıdır. Çünkü Kuran, tüm faaliyetlerinin insanın sorumluluğunda olduğunu, her şeyi insanın elleriyle yaptığını, kim kötülük işlerse kendi aleyhine olduğunu ifade eder(2). Buna binaen insan yaptığının cezası veya mükafatı olarak cennet-cehenneme gider. İnsan henüz yok iken, insanın kararının bilgisinin Allah tarafından bilinebilmesi, insanın kararının bilgisinin daha yok iken bile “oralarda bir yerde” olduğunu gösterir. Yani Yüksel’in iddia ettiği gibi Allah bizim ne yapacağımızı biz henüz yokken bile biliyorsa, bizim ne yapacağımız bilgisi mevcut demektir. Biz henüz yokken, bizim kararlarımızın bilgisi bir yere yazılı ise, bu karar bizden evvel verilmiş demektir. Hatta yazılı olup olmaması da bir şeyi değiştirmez, sadece “bilinebiliyorsa” veya “bilinmesinin bir en az bir yolu var ise” aslında bu karar olmuş ve bitmiş demektir.

Dikkat edilirse burada Allah’ın bilmesinden evvel, bu bilginin zaten “oralarda bir yerde”(mevcudiyet) olduğu varsayılmaktadır. Halbuki gelecek şimdide yoktur. Geleceğin bilgisinden söz etmenin tek metodu, onu hesaplamaktır. Hesaplamanın tek yolu da “nedensellik”ten geçer. Nedensel olmayan, yani bir hadisenin bir sebebin mutlak sonucu olmaması demek, hesaplanamayan bir süreci ifade eder. Nedensellik demek, deterministik bir süreç demektir. Nedensel merdivenlerden giden bir süreçte hadiselerin tek bir sonucu vardır, bütün olaylar aslında zorunlu olarak sebepler orada olduğu için böyle olmuştur. Yani gelecek bütün sebepler teker teker hesaplanabilirse öngörülebilecektir. Bu da demektir ki, determinist bir dünyada Big Bang’in Planck zamanından itibaren bütün evrenin her anının nasıl olacağı bilgisi sabittir ve bundan farklı şekilde olmayacaktır. İşte bu tür bir algılama, Kuantum Teorisi’nin ortaya çıkardığı ve artık büyük ölçüde deneysel desteği ve teorik temeli olduğu için kabul gören yorumuna terstir. Evrende belirsizlikler vardır ve bu belirsizlikler bilgi eksikliğinden değil(epistemolojik) tamamen objektif belirsizliklerdir(ontolojik). Kuantum Teorisi’nin ontolojik indeterminizm yorumunu doğru kabul etmeyenlerin ellerinde bir delil yoktur, sadece deterministik geleneği sürdürme arayışındadırlar, halbuki Kuantum Teorisi lehine deneysel veriler mevcuttur. Kuantum Teorisi’ne en büyük eleştiriyi getiren Einstein, EPR deneyi(3) ile bunun olamayacağını söylemiş, sonra bu deney 1982 yılında Aspect ve arkadaşları tarafından bizzat gösterilmiş(4) ve Einstein’in olmaz dediği şeyin olduğu ispatlanmıştır.

Şayet evrende sadece bir tane indeterminist yapı örneği dahi olsa, -ki deneysel olarak var- bu bizim “hesaplanamazlık” kavramını iddia etmemiz için yeterli bir sebep olurdu. Nitekim bilimsel çalışmaların tamamı bunu göstermektedir. Bu gösterir ki, bilgisizlikten olmayan ve doğası gereği olan “bilinemez” yapılar vardır. İnsanın kararları bilgisi insan karar verene kadar yoktur. Allah da bu kararları bilmez. Bu kararları bilmesi demek, olmayan bir şeyi bilmesi demektir, bu da mantıksızdır. Olmayan bir şey bilinmez, Allah her “şeyi” bilir ve “şey” kelimesi Arapça’da “varlık, olan” demektir(5). O halde Allah var olanı bilir, olmayanı bilmek diye bir şey söz konusu değildir. İnsanın henüz özgür iradesi ile kararını vermediği şeyin bilinmesi bir kenara, “hesaplanması” için tek yöntem “kararların nedenselliği”dir. İnsan kararlarını herhangi bir saikle veya etki ile veriyorsa ona özgür denemez çünkü mekanik bir sebebe dayanır. Özgür insan veya özgür varlıklar mantıklı veya mantıksız, iyi veya kötü her potansiyel tercihi seçebilirler. Bu sebeple ne yapacakları önceden hesaplanamaz. Bu “hesaplanamaz” olma durumu, nedensellikten bağımsız olmalarının bir sonucudur. Nedensel olmayan bir mekanizma ise öngörülemez ve Allah bunu bilmez. Bilmemesi onun sonsuz kudreti ile çelişmez. Çünkü “bilmek için yol olmayan” bir meselede “bilme gücü”nün önemi yoktur. Sonsuz hesaplama gücü olan herhangi bir varlık, “hesaplanamazlık” söz konusu iken bunu hesaplayamayacaktır.

Bayındır’ın bu konularda yayınlanan konuşmaları(6) gibi Kuran ayetlerinden hareketle Allah’ın bilgisi konusundaki çıkarımlar bir yana, Batıda günümüz filozofları da felsefi zeminde benzer çıkarımlar yapmakta ve Modern bilimin verilerini kullanmaktadır. Yaklaşımları farklılaşsa da Allah’ın sonsuz bilgisi ile geleceği bilmemesinin çelişmediğini söyleyen filozoflardan bazıları Arthur Peacocke, Keith Ward, John Russell, Ian Barbour, George Ellis gibi filozoflardır(7). Din ve Bilimin kaynaştırılması ana ilkesi üzerine kurulan Süreç Felsefesi’nin kurucusu Alfred Whitehead ve onu izleyen Charles Hartshorne, John Cobb, David Ray Griffin gibi günümüz filozofları Allah’ın bilgisini “oluş” içinde açıklamaya çalışmışlardır(8).

Hartshorne’un belirttiği gibi Allah şimdiyi şimdi, geleceği de gelecek olarak bilir; bir hadise olacaksa Allah bunun imkanını bilir, o olay gerçekleşirse bunu gerçeklik olarak bilir. Teistlerin büyük çoğunluğunun yanılgısı olarak Hartshorne şunu belirtir: “Onlar bir yandan geleceği belirlenmiş gibi görüp, Allah’ın onu bildiğini – ki nasıl biliyorsa hadise aynen cereyan edecektir- söylemekte, öte yandan insana özgürlük atfetmektedir; sanki insan ezeli bilginin gerektirdiğinden başka türlü davranabilirmiş gibi.”(9).

Yüksel’in basit cümlesinin yani “Allah ne yapacağımızı bilir” cümlesini toparlarsak, yüzeysel olduğu söylenebilir. Çünkü varsayımsal olarak insanın kararlarının karar anında değil, ezelde olduğunu farz etmiştir. Halbuki insanın kararı, kararın tam o anında oluşur ve Levh-i Mahfuz’a yazılması kesinleştikten sonra olur. Geleneksel görüşün ifade ettiği gibi Levh-i Mahfuz’a her şey ezelde yazılmış olsaydı, “bizi şahitlerden yaz” şeklinde bir ayet olmazdı(10). Allah’a yazması için dua eden kimseler olduğuna göre, henüz yazılmamış bir şeyden bahsedilmiş olunmaktadır. Kuran’ın da desteklediği bu bilgiye göre her karar, nedensel olarak değil, tamamen veya kısmen insanın inisiyatifinde vaki olur ve vuku bulduğu anda yazılır.

(06:40) Bir kimsenin ne düşündüğünü bilirsek, onun ne yapacağını tahmin edebiliriz.

Yüksel, ilk verdiği örnekte sayamayacağımız kadar topun çok hızlı dolaşması onları deterministik olmayan, rasgele ve özgür yapar mı sorunundan bahsediyor. İlk olarak topların nasıl gittiğini yeterince bilgiye sahip isek nedensellik ölçüsünde bilebileceğimiz için, buradan determinizmin doğruluğuna ulaşıyor. İlk baştan epistemik olarak sınırlı bilgili olan insanlara nazaran sonsuz bilgiye sahip bir varlık bu topların hangi fizik kuralları ile gittiğini görebilir. Öte yandan Yüksel, son fizik bulgularını hesaba katmıyor gibi görünüyor, çünkü buna karşı çıkan ve daha evvel bahsedilen Aspect deneyleri ve evrende “ontolojik” yani objektif olarak belirsiz bir sürecin olduğunu söylemektedir. Bu kural toplar için geçerli olmasa da elektron düzeyindeki Kuantum dünyası açısından deneysel olarak tekrar tekrar gözlenmiş bir olgudur.

Temas etmek istediğim bir mesele de “randomize hareket” ile “özgür hareket” arasındaki farktır. İki hareket kanaatimce indeterminist bir süreçle olmakta, ancak “özgür hareket” bir bilinç ile belirlenmektedir. İnsanın kararı da insanın ruhunun kararıdır(11) ve deterministik olmayan bir süreç ile belirsizliği belirler. Yüksel’in insanın düşündüklerinin bilinmesi halinde ne yapacağının da bilineceği iddiasının temeli yoktur, çünkü insan bile ne yapacağını tam olarak bilmez. Bunu her insan kendiliğinden bilir. İnsanın özgürlüğü Yüksel’in genetik, çevrenin etkisi gibi mekanik etki örneklemeleriyle sınırlı değildir. Tek bir hesaba katılmayan bileşen olması, özgür irade için yeterlidir. İnsanlar arasında genetik açıdan %99.9 benzerlik vardır(12, 13) sadece %0.1 genetik farklılık insanlar arası çeşitliliği açıklayamamaktadır. Aynı çevrede büyüyen tek yumurta ikizlerinin genleri aynı iken, kişilik farklılıklarının tamamen minimal çevre farkına bağlanması hatadır. Bunun tersi olan bir örnek olarak, doğuştan gelen ve çevrenin etkisiyle oluşmadığı bebeklerde yapılan bir deneyle gösterilen “empati” duygusu(14) salt genetik bir temel ile izah edilmekten uzaktır. Bunun yanında hayvanların içgüdülerinin ve davranışlarının genetik temelde açıklanmaya çalışılması başarılamamıştır(15). İçgüdüsel davranışlarla yaşadığı varsayılan hayvanların -güzel bir örnek olarak özellikle arının- hiçbir hesap yapamamalarına rağmen doğuştan gelen bir mühendislik bilgisinin olması genetik temel ile izah edilemez. Çünkü genler sınırlıdır, yapısal ve işlevsel protein üretirler; karmaşık duyguların oluşmasında ve hatta mühendislik gibi bilgilerin doğuştan var olmasında temel saik olamazlar. Bu da kişinin ve canlıların maddedışı bir bileşeni olabileceğini ciddi şekilde destekler. İnsanın ruhunun karar vermesi genetik temelde, çevrenin sınırlaması altında, şartları ve imkanları ölçüsünde olsa bile bir şekilde mevcut birçok alternatif arasından bir yol çizecek kadar özgür bırakılmıştır. Sonsuz ihtimale değil, hayatı boyunca Kuran açısından bildirilen “iman” kriterlerine göre mümin-kafir olabilmesine yetecek kadar seçeneğe ihtiyacı vardır. Bunlar ise sadece yapısal bir genetik yönlendirmesi değildir, ruhun karar vermesi ile oluşur.

Yüksel’in iddiası gibi insanın ne düşündüğünü biliyorsak, ne yapacağını ve neye karar vereceğini de tahmin ederiz şeklindeki söylem, insanı bir genetik kodlu makina muhayyilesi içinde tanımlayan bir görüştür. Halbuki Kuran açısından insanın maddedışı veya bildiğimiz maddenin ötesinde bir bileşeni daha vardır. İnsanın karar verişi rasyonel değil, nedensel ve deterministik bir süreç içinde olmamaktadır. Öte yandan insan kendi kararı ile rasyonelliği seçebilir veya mantıklı olana ters olmayı tercih edebilir. Sebepsiz davranabilme özelliği, özgür varlığın olmazsa olmazlarından olması gerekir. İşte bu sebepten, “öngörülemez” bir doğası vardır, sonsuz akıl gücü olan herhangi bir varlık dahi bu kararı hesaplayamaz. Doğası gereği hesaplanamayan bir yapıda olan bu karar mekanizmasının üreteceği kararı bilmemek “hesap gücünün zaafı” olarak nitelenemez. Ek olarak sınırlanan özgürlükler iman-küfür seçimini etkilemeyecek ve insanın bu kararında belirleyici olmayacak durumda olduğu sürece önemsizdir; çünkü çekingen olmak, sosyal olmak, korkak veya başarılı olmanın son kertede nihai ve en önemli seçime belirleyici etkisi olmayacaktır.

(24:00) Aslında Özgür İrade bir ilüzyon, alternatifler daha önceden belirlenmiş.

Bir insanın verdiği karar, bir öğrencinin oturacağı sandalye farklı zamanlarda farklı olabilir. Şayet ilk sandalyeye oturduğunda bu oturmanın sebepleri tartışılacaksa ve çocukluğunda bir olay sonucu böyle olduğu söylenecekse ikinci oturuşundaki farklı seçiminin açıklaması ne olacaktır? Yani bir renk seçiminin bile çocuklukta veya geçmişteki bir hadisenin etkisi olarak tanımlanması, bir sonraki seçimde bu rengin tam tersi bir renk seçimi sonrasında tanımlama zorluğuna sebep olacaktır. Çünkü “yeşil” rengi seçti, demek ki doğayı sever diyeceksek, “mor” rengi ikinci seçiminde seçtiğinde buna da “demek ki doğayı sevmiyormuş” diyebilir miyiz? Her seçim kendine özgüdür ve manipüle edilen seçim aslında insanın kendiliğine bırakıldığı zamanlarda olmaktadır. Bu yüzden insanın manipülasyonların dışına çıkma potansiyeli olduğu için özgür varlık olduğunu söyleyebiliriz. Aklını kullanmadan, subkortikal hareketlerde bulunması, mevcut saiklerin etki seviyesini arttıracaktır. Öte yandan insan son kertede kendisi karar verir. Deterministik bir karar süreci yoktur. Çünkü determinizm, tektipçi bir davranış gerektirir. Yüksel, tektipçi olmayan determinizm olmasını “insan yapısının çok karmaşık olması sebebiyle biz anlamıyoruz” şeklinde indirgemeci bir ifade ile özetlemektedir. Halbuki karmaşık DNA yapısı ve multifaktöriyel bir süreç dahi olsa, insanın deterministik bir davranış sergilemesi varsayıldığında çelişkiler ortaya çıkar. Mesela, hemen hemen aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayan kişi, monoton bir hayatı olan şahıslar farklı tepkilerle -şartlar aynı olmasına rağmen- davranabilmektedir. Birçok alternatif içinden olası birçok durum yerine insanlar önemsiz görünen veya önemli olan seçimler yaparlar, bu seçimlerin birçoğunda altta yatan rasyonel bir sebep yoktur. Bu sebep yokluğu bir yana, sebebin potansiyel olarak etkisizliği özgür irade için gereklidir. Çünkü insan bilinci ile verdiği kararı bir sebep sonucunda yapabilir, önemli olan “yapmama alternatifinin de olması”dır. O yüzden Yüksel’in “en özgür olan en deli ve anormal(sebepsiz) davranandır” iddiası da aslında özgür irade tanımına birebir uymaz. Saçma olmayan bir seçim de yapabilen, ancak mantıksız seçimler yapma potansiyeli olan ve neticede rasyonaliteyi seçmiş bir insan olabilir. Sonuçtan retrospektif(geriye dönümlü) bir özgür irade tahlili yapılamaz.

Dipnotlar: 

1. Edip Yüksel’in Özgür İrade ve Kader adlı videosu: http://www.youtube.com/watch?v=91H0rEebHiE

2. İnsanın özgürlüğü ile ilgili ayetler: Müddessir, 38; Ali İmran, 182; Şuara, 30; İnsan, 3; İsra, 84; Zümer, 41; Fussilet, 46; Teğabûn, 2; Enfal, 53; Nisa, 79; Kehf, 29. Diğer ayetler için bkz. Ö. Özsoy, İ. Güler, Konularına Göre Kur’an, s. 387-394.

3. Einstein’in Podolsky ve Rosen ile baş harflerinden oluşan ünlü hayali EPR deneyi Kuantum Teorisi’nin mantıksızlığını göstermek için ortaya atılmıştı. John Bell, On The Einstein Podolsky Rosen Paradox, Physics, 1964. Makale şuradan okunabilir:http://philoscience.unibe.ch/documents/TexteHS10/bell1964epr.pdf

4. Alain Aspect, Philippe Grangier ve Gerard Roger, Experimental Realization of Einstein-Podolsky-Rosen-Bohm Gedankenexperiment: A New Violation of Bell’s Inequalities, Physics, 1982, syf. 91-94.

5. Şae kelimesi konusunda geniş izahat için bkz. Bayındır, A. Kuran Işığında Doğru Bildiğimiz Yanlışlar, Süleymaniye Vakfı Yayınları, İstanbul syf. 142-153.

6. Bayındır’ın Kader konusunda itirazlara verdiği cevapların bir kısmı için:http://www.youtube.com/watch?v=F2mzRw6PWxs Kader Konusu:http://www.youtube.com/watch?v=eyxj4-KIvBc Kader İnancının Hayata Yansımaları:http://www.youtube.com/watch?v=Yzt8UsfkpX0

7. Caner Taslaman, Kuantum Teorisi, Felsefe ve Tanrı, İstanbul Yayınevi, 2008, syf. 198.

8. Kevser Çelik, Süreç Din Felsefesinde Bilim-Din İlişkisi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Isparta, 2006 syf. 31.

9. Mehmet S. Aydın, Süreç Felsefesi Işığında Tanrı-Alem İlişkisi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Dergisi, Cilt: 27, Sayı: 1, syf. 68.

10. Ali imran suresi 53. ayet: Fektubna ma’aşşahidin(فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ) ifadesinde geleceğe yönelik bir “yazma” duası vardır.

11. İnsanın ruhu, ruh kelimesi ve ruhun bedenle ilişkisinin Kuran açısından bir incelemesi için bkz.http://www.facebook.com/notes/kurandan-cevaplar/ruh-nefs-kader-%C3%B6zg%C3%BCr-irade-kavramlar%C4%B1-%C3%BCzerine-etimolojik-analitik-ve-kuran%C3%AE-ince/471850896168506

12. Ossorio, P; Duster, T Race and Genetics: Controversies in Biomedical, Behavioral, and Forensic Sciences, American Psychologist, Vol: 60, No: 1, Ocak 2005, syf. 117.

13. Sarah A Tishkoff, Kenneth K Kidd, Implications of biogeography of human populations for ‘race’ and medicine, Nature Genetics  36, S21 – S27 (2004) Published online: ; | doi:10.1038/ng1438, Makale şu adresten okunabilir:http://www.nature.com/ng/journal/v36/n11s/full/ng1438.html

14. Hamlin JK, Wynn K, Bloom P. Social evaluation by preverbal infants, Nature Dergisi 2007. İnfantlarda yapılan deneyin canlandırması için bkz.http://www.yale.edu/infantlab/socialevaluation/Helper-Hinderer.html

15. Gene E. Robinson, Russell D. Fernald, David F. Clayton, Genes and Social Behaviour, Science Dergisi, 2008.

Görsel

Kur’an’da 19 sisteminin var olduğu iddiası ile Reşat Halife diye bilinen bir Mısırlı din adamını takip eden Edip Yüksel bununla da kalmayıp Atatürk’ün de hayatında 19 sisteminin olduğunu söylemektedir. 19 sistemi ve Kuran ile bağlantısı bir yana, Atatürk ile bağlantısına dair bir inceleme yapacağız. Zira Kuran ile ilişki çok daha hacimli bir mufassal çalışmayı gerektirmektedir. Evvela bilimsel metodoloji ile ilgili bir giriş yapacağız.

Bilginin subjektivizmden objektif zemine getirilmesi için “tesadüf-tevafuk” ayrımı yapılması şarttır. Bunun manası bir deneme ile ulaşılan neticelerin işaret ettiği bulgunun anlamıdır. Yani bir hadiseye şahit olduğumuzda ondan çıkardığımız sonucun genellenmesi, diğer hadiseler hakkında genellemeler ile yorum yapabilmemiz için bize gerekli olan bilgiyi oradan çıkarsamamız bunun kesin bir sonucu göstermesi ile mümkündür.

Bilimsel bilgi insanın en muteber bilgisidir. Çünkü gözlemlere, deneylere, mantığa ve ispata dayanır. Bilginin güvenilirliği, yanlışlanabilirliği, duyarlılığı kriterlerini karşılamaktadır. Test edilir ve doğrulanır.

Bilimin dışında sıklıkla bilimin terimlerini kullanan “sözdebilim” vardır. Bilimsel süreçten kopuk, test edilip doğrulanmadan uydurulan iddialar ile pek çok spekülasyon yapılır. Genel olarak insanların test edemeyeceği veya test edip düşünme menzilinden mümkün mertebe uzak bulunan meseleler üzerinde bu spekülasyonlar tarih boyunca çok çeşitli sayıda ve yoğun bir şekilde sergilenegelmiştir.

Sayısal olmayan verileri -örneğin psikoloji araştırmaları- inceleyip bilimsel sonuçlara ulaşırken bir matematikselleştirme işlemi yapılmaktadır. Buna tıbbi araştırmalardaki vakaların istatistiksel mütalaası da dahildir. Bu bilgilerin karşılaştırılabilir hale gelmesi için “işlemsel tanım” denilen bir süreç ile hadiseler kodlanmakta ve birbiriyle kıyas edilmektedir. Bunun için “kavramsal geçerlik” kriterini sağlaması gerekir. Kavramsal geçerliğin (1) ölçümsel güvenilirlik, (2) duyarlılık gibi basamakları bilimsel süreçlerde kendini gösterir. Verilerin güvenilir olması ve ölçülen şeyin saptanmasındaki hassasiyeti, yapılan çalışmanın doğruluğunu tespitte karşılanması beklenen külfetlerdir. Bunların dışında ölçülen verilerin geçerliliğine etki eden şey “kirlenmiş işlemsel tanım” kavramıdır. Yani asıl bilimsel araştırma konusu olan şeyin ölçülmesinde yanlışlıkla ölçülen farklı nesneler mevzu-u bahistir. Bu yüzden yapılan çalışmanın kıymeti azalmaktadır. Bilimsel değer, duyarlılığı yüksek, çözme derecesi büyük, güvenilirliği uygun ve hedefe tam müsait olan şartlarla artar.

Bunlar ile birlikte önemli olan ve istatistikte kullanılan önemli bir kavram da “korelasyon”dur. Korelasyon iki kavram arası doğrusal ilişkileri ifade eden bir terimdir. Ancak nedensellik ilişkisini göstermez. Mesela yazın gelmesiyle dondurma satışları artmaktadır. Buna “sıcaklık arttıkça dondurma üretimi artmaktadır” şeklinde nedensel bir açıklama getiremeyiz. Sadece birbiri ile “korele” olduklarını söyleyebiliriz. Bu yüzden istatistiksel çalışmalarda korelasyon gösteren iki durum veya kavram için nedensel ilişkilerin her zaman kurulabilmesinin mümkün olamayacağı göz ardı edilmemelidir. Yani “sıcaklık arttıkça terleme artar” gibi nedensel ilişkiler olabilmesine rağmen “nedenselliği korelasyona bağlamak” hatalı bir davranıştır.

Deneyler bu aşamalar tamamlandıktan ve kavramlar matematikleştirildikten sonra yapılmaktadır. Deneysel çalışmalarda bir deney grubu, bir de kontrol grubu mukayese edilir. İki grup arasında sadece bir fark vardır, bu farkın etkisi incelenir. Bağımlı değişken denen bir kriterin değişmesi, “sabit kalan” bağımsız değişken kriteri ile incelenir. Kontrollü olarak elle değiştirilen bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisi incelenir ve mukayese edilir.

Bu yöntemlerle bir tesirin görülen hadiseye kesinlikle sebep olup olmadığını kontrol ederiz. Tekrar tekrar hatalı olup olmadığını dener ve muhakeme ederiz. Bilimsel çalışmaların en muteber kaynak olmasının sebebi yanlışlanmaya açık, test edilen ve sebepleri anlaşılan çalışmaların ürünü olmasıdır.

19 sisteminin Atatürk’ün hayatında gerçekten var olduğunun ispatı için Atatürk’ün hayatındaki -tüm tarih kaynakları incelenerek çıkarılan- sayısal verilerin toplanması gerekir. Dahası bu bilgilerin “ölçümsel güvenilirlik” kriterince doğru ve hakiki olması gerekmektedir. Bunun duyarlı olması için başka insanların hayatlarında da bu türden sayısal sistemlerin olup olmadığı “random seçme” ile rasgele denekler üzerindeki karşılaştırmalı çalışmalarla denenmelidir. Mesela bir grup insanın hayatındaki sayılar alınmalı ve rasgele -11, 23, 31 gibi- sayılar irdelenmelidir. Bunun yapılması esnasında aynı zamanda sayının olmadığı bölümlerin tüm sayılara göre hacmi de hesaba katılmalıdır.

Bu tür çalışmaların yapılarak ancak kesin hükme varılabileceği, bunun dışındaki birkaç düzen gibi görünen “sözde düzen” bilgilerine itibar etmemek gerektiği hatırda tutulmalıdır. Edip Yüksel bu süreçlerle objektif bir inceleme yapmak yerine örneklerini sıralamakta ve “10 örnek sonrası anlamlıdır” mantığı ile bilimdışı bir iddiada bulunmaktadır. Bunun anlamsız veya “tesadüf” olduğunu söyleyenleri de “kritik edemeyen, cahil” diye vasıflandırmaktadır. Üstelik anlamlı tesadüfü kafasından “3 tane isim tesadüfen gelemez” gibi hükümlerle sistematik olmayan usullerle ortaya koymaya çalışmaktadır.

Edip Yüksel’in iddialarını buraya derc ederek değerlendirelim. Kendisi bir hadisenin “raslantı olarak görenler ve görmeyenler”ce değerlendirileceğini ve bunun sistematik ve bilimsel bir muhakemesinin yapılamayacağını düşünmektedir. Yani insanların sadece buna karşı “fideist(imancı)” tutum geliştirebileceklerini ima ederken bir yandan da “bilimsel, istatistiksel” gibi kelimeler kullanmakla “sözdebilim” tanımına çok uygun bir üslup içine girmektedir.

Edip Yüksel’in argümanlarını değerlendirmeden önce kendi iddiasının doğası hakkında bir avantajına işaret etmek istiyoruz. 19 sisteminin nasıl olması gerektiğini bilmememize/bilmemesine rağmen 19 ile ilgili argümanları rahatça bulabilme kolaylıklarından bir tanesi “bir kural, kaide içinde olmadan herhangi bir şekilde 19’u çağrıştıran her şeyi alabilme özgürlüğü”ne sahip olmasıdır. Bu şekilde alabildiğine kolaylaşan bir arayışın içinde olmaktadır. Bulgularının ne kadar anlamlı olduğunu ise zanna, görüşe, inanca bırakmak yerine sistematik ve bilimsel süreçlere analiz ettirmenin daha mantıklı ve makul olduğunu düşünüyoruz.

(1) Atatürk’in doğum yılı 1881 = 99×19.

Atatürk’ün doğum tarihi künyesinde Rumi 1296 tarihine göre 1880’in sonları veya 1881’in başlarına tekabül etmektedir. Buna ek olarak Mustafa Armağan’ın aktardığına göre 1960’a kadar bazı kitaplarda doğum tarihi 1880 olarak yazılmıştır. Her ihtimalde de 19 Mayıs 1881 olamaz, çünkü en fazla 1881 başlarında olabilir. Buna binaen Behçet Kemal, Atatürk’e yazdığı “mevlüdün Atatürk versiyonu”nda 1880 senesini doğum olarak nakletmektedir. Bu açıdan bu senedeki muamma Edip Yüksel’in iddiasını birkaç yerden zayıflatmaktadır.

Hem 1881’in oran olarak 19’un katı olma özelliği, hem 1900’e kadar olan 19 sene tespiti çürüyebilmektedir. Yani aslında birkaç iddiası tek bir kabule dayanmakla daha da zayıf olma özelliği göstermektedir.

Görsel

(2) Nüfus cüzdanı numarası: 993.814 = 52306×19.

Atatürk’ün kurduğu ve adeta partisinin resmi ağzı olarak çalışan Ulus Gazetesi 1935’te Atatürk’ün ismiyle ilgili bir açıklama yapmıştır. Atatürk’ün ismi iki kere gazetede nüfus cüzdanının fotokopisi yayınlanmak suretiyle düzeltilmiştir. Bu nüfus cüzdanlarının ilkinde “Mustafa” ismi çıkarılmıştır ve Kemal ismiyle “993.814” no’lu kimlikle yayınlanmıştır. Bundan aylar sonra aynı gazete 993.815 no’lu nüfus cüzdanını, yani tekrar basım olan cüzdanı “Kamal” ismiyle yayınlar. Bunun da Türkçe olduğunu (kale manasına geldiğini) aynı gazete bir köşesinde izah etmiştir, Kemal olmadığını da ifade etmiştir. Yani nüfus cüzdanının numarası “993.814” iken yeni çıkardığı cüzdanındaki “993.815”tir.

Görsel

Edip Yüksel ise bu numaralardan işine daha çok yarayanı seçmiştir. Bunun diğerine ise uydurma demekle iktifa etmektedir. Çünkü bunun gerçek olmasının iddiası için büyük bir sorun olacağının farkındadır. Buna ihtimal vermese de Ulus Gazetesinin nüshasında bu fotokopilerin ikisi de vardır.

(3) Atatürk’ün aldığı madalya sayısı: 19.

Edip Yüksel’in bu iddiasının aslını neye dayandırdığı belirsizdir. Vikipedi Özgür Ansiklopedi’si “Atatürk’ün Ödülleri Listesi”ne göre 24 madalya ve 7 madalyon almıştır. Yabancı ülkeden aldıkları çıkarılırsa da bu sayı değişmemektedir. Zaten böyle 19 bulma gayretlerinin anlamlılığı da tartışmaya açıktır. Buna göre burada 19’a işaret yoktur.

(4) Hayatındaki en önemli şehirlerin(Selanik, Samsun, Ankara) Osmanlıca’larının ebced değerleri de 19’un katıdır.

Edip Yüksel, zaman zaman 19 sayısını tutturabilmek için daha kolay bir yöntem olan “diller arasında atlama” keyfiyetini kullanmaktadır. Yani bu özgürlük bir sayıya ulaşmakta ona avantaj sağlamaktadır. Oranın tutmaması 19’un desteklenmemesi anlamına gelmezken, tutması desteklenmesi şeklinde yorumlanmıştır. Yani tutmadığı durumları yok sayabiliyorken, tuttuğu yerleri bir delil olarak görmekte bir mahzur bulmamıştır.

Atatürk’ün en önemli gördüğü şehirler kendisine sorulsaydı belki de ilk söyleyeceği şehir İstanbul idi. Ancak bu şehrin ebced değeri 19’a uymamaktadır. Uysaydı da bunun anlamını objektif şekilde söyleyememek gibi bir handikaba sahip iken bunlar ile sonuçlara gitmek bir hezeyandır. Üstelik bunların harf sayısı da, sıra sayısı da, Latince harf sayısı da bir şeye uymamaktadır. Sonsuz olasılık olmasa da bir geniş kullanım alanından ve geniş tarihi sayısala sahip bir kişilik olan Atatürk’ün hayatından sadece bir düzine 19 çıkarabilmiş olmak ve bu kadar engele takılmak herhalde “bilimsellikten uzaklık” derecesinin yüksekliğine işarettir.

Bütün bu siyasi tarihte sadece 20 küsür 19 sayısı çıkarılabilmişse ve bunların saydığımız sebeplerden çürütülüşü gerçekleşmişse buradaki ciddiyet tartışılmalıdır.

(5) Mustafa Kemal Atatürk isminde 19 harf vardır.

Evvela göze çarpan şey bu ismin değişmesidir. Atatürk kelimesi 1934 soyadı kanunundan sonra çıkmıştır. Mustafa ismi ise bahsedilen Ulus Gazetesi 1935 yayını ile isim olmaktan çıkmıştır. Yani Mustafa Kemal Atatürk ismi sadece 1 sene sürmüştür. Bunların dışında bu isim kabul edilse bile, o zaman kullanılan Osmanlıca yazılışında kelime 19 harf değildir. Aradaki sesli harfler 19 etse de, Osmanlıca’da bunlar yoktur. Harf sayısı daha azdır. Eğer ki az çıksa idi, bunun sonuna “Paşa” eklenmesi ile tamamlanması veya başına “Gazi” diye bir kelime eklenmesi itiraz edilemez bir durum yaratacaktı. Yani kuralların olmadığı bir düşünme zemininde Edip Yüksel kuralsız düşünmekte ve özgürce 19 sistemlerine gitmektedir. İsme “Gazi Mustafa Kemal” olarak bakılırsa itiraz konusu bulunamamaktadır, çünkü zaten bir kural yoktur. Bu ise “yanlışlanamayan” bir tez olduğundan bilimsellikten “sözdebilim”e doğru hareket etmiş uydurma iddialara benzemektedir.

Yani bütün bunların tutması bir tesadüf müdür, değil midir, bunun anlaşılması bilimsel süreç ve muhakemeye dayanmalıdır. Bunlar tek bakışlı, sistematik olmayan düz mantıklara kurban edilmemelidir. Edip Yüksel’in bu tavrı kendisinin bilimsellikten ne kadar anladığını ortaya koyan, istatistiksel analizin iddialarının neresinde olduğunu gösteren ve ciddiyetine olan inancı zedelemiş büyük bir hatadır kanaatindeyiz. Diğer örneklerin de incelenmesinden şimdiye kadarki ulaşılan neticeyi değiştirecek bir sonuç çıkacağına inanmıyoruz. Bu sebeple bu analizin yeterli neticeyi verdiğini düşünüyoruz.

Atatürk’ün hayatındaki tarihlerden başka sayıların da katları hesap edilebilir. Bu yüzden çok fazla sayı arasından 19’un katlarını seçip buna mucize demek mantığının Edip Yüksel’in diğer çalışmalarının da temelini oluşturmadığına inanmak istiyoruz. Allah’ın sisteminin, planının 19lu olaylarla olduğu iddiası, Allah’ın aklını okuma iddiası fikrimizce çirkin ve hadsiz iddialardır.