A. Fundamentalist Ateistik Evrimcilik ve Liberal Ortak Atacı Yaratılışçı Evrimcilik

Fundamentalist evrimciler ve tabir-i caizse Liberal ortak atacı, yaratılışçı evrimciler arasında bir ayrım yapmak gerekir. İlk olarak kurucularından itibaren ateistik bir evrimi kimse desteklememişse de, Neo-Darwinizm yorumuna göre bu mümkündür. Mevcut verilerin doğal seleksiyonu çalışan bir mekanizma olarak kabul edilmesine imkan yoktur. Bu açıdan evrimci bakış açısına tek bir alternatif kalır. Öte yandan çoklu atadan gelmek yerine tek ve ortak atadan gelme fikrinin ateist evrimciler açısından daha “az zor” olduğu bedahettir, çünkü tek tek her bir canlının oluşabilme ihtimalini göstermek yerine; tek bir atadan sonra evrimleşmesi mümkün gösterilirse geriye sadece ilk canlının oluşabilme ihtimali ile yüzleşmek kalacaktır. Halbuki tek bir canlının bile cansızdan oluşabilmesi mümkün değildir, bu yüzden “tek(ortak) ata” fikrinin daha rasyonel olduğunu söylemek için bir sebep kalmayacaktır. Liberal evrimcilerin canlılar arasındaki benzerlikleri, canlıları bir tasarım olarak gördüklerine göre ortak bir ata ile açıklamaları için ateist evrimciler gibi özel bir sebebi yoktur. Çünkü tasarım olduktan sonra, tek bir atanın yaratılma zorluğu ile her atanın tek tek yaratılma zorluğu arasında “Tanrı’nın mutlak gücü” açısından bir fark mevcut değildir. Bu açıdan Evrim Teorisi’nin ateistik varsayımı içinde canlıların karmaşıklığı anlaşıldıkça artan sorunlar, Liberal yaratılışçı varsayımında ise “özel bir sebebin yokluğu” sorunu bulunmaktadır. Bununla birlikte fosil bulgularının Evrim Ağacı’na uygunsuzluğuyla, moleküler bilimlere yönelen ve sadece BENZERLİK argümanına dayanan bir tez, zaman içinde genlerin “sayısı ve sırasının” MAHİYETİNİN çok küçük bir bölümünü aydınlattığı bilgileri ortaya çıktıkça terk edilmesi gereken bir hurafe haline gelecektir. Kaldı ki, gündeme geliş sebebi, pozitif bulguların değil; canlıların kompleksliği hakkındaki bilgisizliğin, ideolojik menfaatlere uygun bir mevsime tekabül etmesidir.

B. Evrim(Evolution) Kelimesinin Retoriği

Retorik, hitabet, belagat ve dili etkili kullanma sanatının adıdır. Genelde siyasi arenada politikacıların en yakın dostudur ve birçok ideolojik meselede kullanımlarına rastlamak mümkündür. Kandırmacanın ve psikolojik yönlendirmenin en etkili araçlarından birisi olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Evrim(evolution) kelimesinin ne kadar çok bilimsel makalede geçtiğinden dem vuran Evrim Ağacı adminleri, bunu neredeyse Evrim’in ne kadar ispatlandığı yönünde bir argüman olarak bile ileri sürecekler. Bu kelimenin makalelerde geçmesi önemlidir ve önemli olmasının birkaç sebebi vardır:

1. Evrim(evolution) kelimesi Evrim Teorisi’nden BAĞIMSIZ olarak kullanılabilir. Mikrobiyoloji okuyanlar bilir ki, “evrim” kelimesi parazitolojideki yaşam sikluslarını ifade etmede kullanılır. Bunun türleşme ile hiçbir alakası yoktur ve sadece “değişim, dönüşme” gibi bir kelime olarak istimal edilir. Ayrıca “kozmolojik evrim” tabiri şeklinde, sadece aşamalı değişimi anlatan hadiselerin tasvir ve tarifinde kullanılabilir.

2. Evrim(evolution) kelimesi, Evrim Teorisi ile ilgili şekilde de kullanılabilir. Ancak bu sefer de Evrim’le ilgili olmayan bir makalede sadece “ANMA” şeklinde istimal edilir. Yani “Evrim” kelimesi orada sadece bir “SOS”tur. Makalenin bilimsel anlamda Evrim’i destekleyen veya yanlışlayan bir durumu olmamasına rağmen, konusu Evrim olmamasına rağmen herhangi biyolojik bir süreçten bahsedilirken Evrim’e atıf yapılarak cümle içinde kullanılır.

Bu kullanımların artması veya fazla olmasının Evrim Teorisi’nin ne kadar yerleştiğini gösterdiği iddia edilmesine rağmen ortada “ortak bir atadan türleşme ile meydana gelme” iddiası taşıyan Evrim’e bir destek yoktur. Evrim kelimesinin en basit bir DNA mutasyonunda, DNA’nın değişmesinden bahsedilirken “DNA evrimleşti” şeklindeki kullanımı ile Evrim kavramı genel bir tabir haline gelir. Bu Evrim RETORİĞİ sayesinde “Evrim İspatlandı!” şeklindeki söylemler içine diğer gözlemsel verileri de alır. Böylece içine bilimsel olan ve net şekilde deneysel olarak tekrarlanan mutasyon ve her türlü değişimi alan, itiraz edilemeyecek yayınların içine “TÜRLEŞMECİ Evrim” adeta yedirilir, içine iyice saklanır.

Bu şekilde Evrim’e itiraz edildiğinde kolaylıkla “her türlü değişim”i de içine almasından dolayı, herhangi bir mutasyon örneğine de itiraz ediliyormuş gibi varsayılıp “Bilim düşmanı” etiketi yapıştırılabilir. Evrim’i diğer bilimsel yayınlara perçinleyerek ve bunu RETORİK olarak kullanarak, Evrim’e itiraz edenleri tüm bilime itiraz etmekle suçlamak kolaylığı elde edilmektedir.

İçinde ispatlanmış şeyler de bulunan bir kavramı RETORİK olarak kullanarak, hurafelerle karıştırarak kolayca sunabileceklerdir.

C. Doğal Seleksiyon ve Mutasyon Sorunu

Anlamak mı, kabul etmek mi daha ağır? İki ağır topu birbiriyle hangi terazide kıyaslayacağız? Bundan iki bin sene evvelki bir düşünce son 300 senedir değişmişse buna önce “düşünme tembelliği” ismini koymak gerekir. Sonra sadece geçmişte birbiriyle fikir savaşı veren adamlara mukayeseten, biz yeni fikir bulanlara ödül veriyorsak ikinciye de “düşünen azlığı” ismini koymamız gerekir. Demek ki dünyadaaslında çok az insan düşünüyor. O halde bir yalanın kitlesel kabulü bizi en az şaşırtan şey olmalı. İçine katkı maddesi koymadan sadece organik düşünüyorum:

İnsanın üreme ve somatik hücresi var. Somatik hücresinde mutasyon olması canlıyı en fazla kanser yapar ve asla diğer nesle aktarılmaz. O halde mutasyon değişimleri için çok az bir alanımız var: üreme hücreleri.

(A) Bu hücrelerin mutasyon geçirip sağ salim çocuğa aktarılmasındaki engeller:

(1) 3 milyarda bir hata oranına sahip DNA onarım mekanizmamız(yırtalım).
(2) Üreme hücrelerinin sadece bir kısmının döllenmesi.
(3) Döllenen hücrelerin sadece bir kısmının implante olması.
(4) İmplantların sadece bir kısmının gelişmesi.
(5) Mutasyonların %99 zararlı, %1’in etkisiz olması.

(B) Mutasyonların korunmasındaki engeller:

(1) Mikro değişimlerin doğal seleksiyonun buyruğuna ters olarak rekabette hissedilir etkisinin olmaması(doğal seleksiyon çalışmaz).
(2) Yararlı mutasyonu bekleyene kadar, mutasyon sıklığının canlıyı yok etme potansiyeli.
(3) Genlerin dış ortamdaki muhtemel adaptif ihtiyaçları öngörmeyişi ve tamamen randomize oluşunun doğal sonucu olarak değişebilirliği.

Peki şimdi beynine vura vura kafatası mı oluştu? Beyni ezilenler elendi mi? Daha önemlisi anlamak mı, kabul etmek mi daha ağır?

D. Evrim Sürecinin Muhtemel Adımları

1. Üreme hücrende mutasyon olacak, ancak etkisiz, olmadı bu.

1. Üreme hücrende mutasyon oldu, anlamlı da ama negatif ve zararlı, yine olmadı.

1. Üreme hücrende mutasyon, gözlemlerin(%99 zararlı, %1 etkisiz) canına okudu ve yararlı mutasyonu başardı, ama milyonlarca spermden birinci de olması lazım, olamadı.

1. Üreme hücresi, hadi yararlı mutasyon, tam da birinci olacak bir hücre çıktı ama bu sefer de bir dişiyle karşılaşma zamanını tutturamadı. Yine pas.

1. Üreme hücresi, yararlı mutasyon, tam dişiyle karşılaşınca, bu sefer de düşük yaptı.

1. Üreme hücresi, yararlı, başarılı üreme, normal doğum, ama gelişim aşamasında başka kötü mutasyonlar, yine gitti.

1. Üreme hücresi, yararlı, üredin, doğum, güzel şekilde çocuğa geni aktardın, ama ishalden öldü. Hoppala, gel baştan…

Görüldüğü gibi evrim ilk adımını bile atamıyor. Kaldı ki, ilk adımın dahi ihtimallerinin birazını bile geçemez. Teorik olarak olamayacağını söylüyorum, bana hala olgusal veri sunmaya çalışanlara diyeceğim şey: aslında benim hiç olmadığımı ispatlamak için gizli video kayıtlarında olmadığımı istediğin kadar göster. Ben var isem, senin gösterdiğin çekilmiş videoların sayısının hiçbir anlamı yok.

E. Darwin’in Eşeysel Seleksiyon ve Doğal Seleksiyon Çelişkisi

Darwin’in Doğal Seleksiyon ile Eşeysel Seleksiyon olarak sunduğu ve canlıları geliştireceğini iddia ettiği iki kavramın birbirinin etkisini arttıracağı düşünülmüş idi(sinerjist etki). Doğal seleksiyon, çevreye ve organik varlıklara karşı bir mücadeleyi ihtiva ederken; Eşeysel Seleksiyon, dişiyi tavlama ve neslini temin etme gücüne dairdir. Çevreye en uyan canlı ilerdeki genleri daha güçlü yapmış olacak, dişinin beğendiği erkek de “en ideal” olduğu varsayıldığı için genleri olumlu etkileyecekti. Ancak misalen çevreye dayanıklı bir erkeği, dişi tercih etmeyebilirse daha farklı tipte olan erkekler birbirine tam bir tahakküm kuramayacaktır. Diğer yandan dişiyi en güçlü erkeğin elde ettiğini varsaydığımızda, daha güçsüz olan, ancak daha sağlıklı erkekler elenecektir. Başka açıdan en zeki erkek yerine aslında en güzel erkek genleri taşınmış olma meylinde olunacak, genetik olarak zeka yerine güzelliğin gelişmesini bekleyebilirdik. İki seleksiyon(seçilim) de aslında kendi içinde tutarlı bir gelişimi telkin etmekte, fakat Darwin’in bunların sinerjist olduğu görüşünün yanlışlığı sebebiyle bu iki mekanizma aslında birbiriyle çelişir. Bu yüzden Darwin’in ayrı bir kitap olarak yazıp vurgulamak istediği Eşeysel Seçilim aslında evrimin bir sorunudur.

F. Üriner Sistemin Evrilme Sorunları

Evrim Teorisi’ne göre canlılar önce suda oluştu ve sonra karaya geçiş yaptı. Bu süreçte adaptasyonla yeni özellikler kazandı. Bu kadar kolayca söylenmesine rağmen bu teorinin, suyla derdi büyüktür; çünkü suda çok ilginç canlılar yaşamaktadır. Sudaki canlılar nitrojen dengesini amonyak atarak sağlar(ammonotelics) ve haliyle çok su harcarlar. Karadaki canlılar ise az su harcamak için onu üreye çevirip atarlar(ureotelics), hatta bazıları çok az suyla attıkları ürik aside çevirir(uricotelics). Peki köpek balıkları ve balinalar? Onlar suda olmasına rağmen üreyle atıyorlar ve evrimin adaptasyon ilkesi nereye gitti? Evrime göre canlı sudaydı(ammonotelics), sonra karaya geçerken adaptasyonla(her nasılsa) su ihtiyacı için koskocaman karaciğerdeki üre siklusunun bütün enzimlerini rasgele mutasyonlarla üretiverdi. Sonra tekrar suya geçerken, tekrar balıklaştı ama üre siklusunu unuttu ve balina oldu. Bu değişimler çevreye uyum sağlarken gen düzeyinde olmalıdır ve genlerin bir sürü enzimin transkriptini canlı ölmeden yapmalıydı, sorun bunu nasıl başardı? Bir amonyakçı balık suya ihtiyacı olduğunu genlerine nasıl bildirdi de, onu üre mekanizmasına çevirebildi? Mutasyonlar geçerken yanlışlıkla üre siklusunu oluşturdu ve bu herkeste oldu, sadece işine yarayanlar bunu kullandı diyen hayalperest doğal seleksiyoncular acaba bu sorunun ne kadar büyük olduğunun farkında mı? Böyle bir şey imkansızdır, ayrıca kuşlarda ürik asit ile atılım var iken; böceklerde de böyledir. Evrim Ağacına göre birçok çelişkiler ve “atlamalar” var. Bu kadar kolay adapte oluyor ise, atalarından bu kadar kolay vazgeçebiliyorsa bu genler, neden balinada aynı şey olup tekrar amonyakçı sisteme dönülmedi? Bunlar cevabını merak ettiğim sorular değil, bunlar bazılarının cevabından korktuğu sorular.

G. Doğal Seleksiyon Süreci ve Bebeğin Öğrenme Süreci Analojisi

Bebekler 5 aylık iken çevresindeki nesnelerin sürekli “var” olduklarını bilmez. Buna Psikolojide “nesne sürekliliği” denir. 5 aylık bebeğin annesi gittiğinde onun olmadığını düşünür veya oyuncağı örtersek onun artık bulunmadığını sanar. 9-12 aylık olduktan sonra örtsek de, oyuncağın “oralarda bir yerde” olduğunu fark ve idrak eder. Annesi bir yere gidince, onun hala “var” olduğunu bilir ve ağlar.

18-24. aylarda bebek deneme yanılma ile değil, soyut düşünme ile problem çözer. Deneme yanılma ile olsaydı, bebek hiçbir şey öğrenemeyecekti. Çünkü ne ömrü bu kadar detayı tek tek denemeye yeter, ne de bir denemenin sonucunu diğerini yapacak kadar esaslı yerine getirebilir. Bu kadar hikayeyi niye anlattım? Deneme-yanılma metodu(doğal seleksiyon, random proçes vs.) ilerleyen bir yöntem değildir, kendi etrafında dolanan bir totolojidir. Hayvanlar ve insanlar bu basamaklı gelişim ve evrimsel süreç ile oluşmuş olamazlar. Çünkü bir kere deneyip, başaramayınca tekrar etme şansın yoktur, birikimli mutasyon da bu yüzden imkansızdır.

H. Arılar ve İnsanların Derece ve Mahiyet İkilemi Açısından Evrim

İnsanların binaları sürekli değişiyor ve gelişiyor. Karıncaların evleri ve arıların kovanları geçmişten günümüze değişmekte midir? Hiç teknoloji üreten bir hayvan göreniniz var mı? Peki bu göz ardı edilebilecek bir fark mıdır? Arıların bugün yüksek mühendislik ürünü olarak görülen kovanları gibi insan gökdelenleri inşa edilebilir; ancak zamanında mağalardaki insanlardan daha mükemmel evlerde yaşıyorlardı. Eğer ki, bugünkü arı kovanlarının milyonlarca yıl evvel de aynı yapıda olduğu ispatlanabilirse, hayvanların evrimleşmediği, sadece insanların teknolojisi ile toplumu ve kültürü değiştirdiği gösterilebilir. İnsan arıdan çok daha zeki ise, arı nasıl milyonlarca sene evvel daha insanın şimdi bulabildiği teknolojiyi düşündü? İkincisi ve daha önemlisi, arılar daha o zaman bile bu kadar mühendis ise, şimdi niye çok daha iyilerini yapmadılar da sabit kaldılar? Neden sadece insan gelişti? Bunlar zannederim ki, “kovan fosilleri” net olarak ortaya konulduğunda(belki konulmuştur) devrimsel sorular olacaktır.

J. Kambriyen Patlaması ve Evrim Hakkında 

İlk organik molekülün yaşı: 4 milyar
ilk hücrenin yaşı: 3.6 milyar
İlk çok hücrelinin yaşı: 1.7 milyar
İlk Omurgalı sistemlerin yaşı: 570 milyon(kambriyen)

Çok hücreli olmak için 2 milyar yıl uğraşan hücrelerin, omurgalı karmaşık sistemlere 1 milyarcık ayırmasını mantıklı bulan evrimcinin akıl yaşı: Paha biçilemez.

K. Kambriyen Patlaması ve Evrim Hakkında 2

AN insanın zihninde ve kültüründe olan bir zamana verilen isimdir. Bir kelebek konduğu ağacın büyüdüğünü bilmez. Bir insan kıta hareketlerini fark edecek kadar yaşamaz. Her zihin kendi ayarındaki bir skalanın idrakindedir. Bir atom bombası bir patlaması saatler sürebilir, ancak kendi ayarına göre o yine bir patlamadır. Bir el bombasının patlaması 10 sn sürebilir, buna patlama dememizin sebebi beklenmedik bir etkiyi beklenmedik sürede ifa etmesidir. Bunu dünyanın veya evrenin oluşma süresine uyarlayacak olursak en eski organik buluntudan tek hücrelilere kadar 500 milyon sene geçerken, 1 hücrenin organize olmasına kadar 2 milyar sene geçmesi gerekirken; sadece 20 milyon senede üç beş hücreden trilobitlere, omurgalı memeli canlıların kompleksliğine SIÇRAMAK tam bir patlama olarak adlandırılabilir: Kambriyen PATLAMASI işte bu yüzden bir bomba gibidir. Neo-darwinistlerin eskiden “fosilleri yemişler” şeklindeki bilimsel(!) açıklamalarına rağmen artık bunu bir HİKMETİ olan çeşitlenme olarak adlandırıyorlar. Ne diyelim Darwin’in bir bildiği vardır…